Ana Sayfa | Genç Meslek | Her saniyem değerli, her saniyem bağımsız

Bölümler


Her saniyem değerli, her saniyem bağımsız

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Her saniyem değerli, her saniyem bağımsız

Uzun yıllar ünlü müzisyenlerle önemli albümlere imza atan multitap üyeleri 2006’da bir araya gelmelerini THY’nin rötarına borçlu. Aynı evi paylaşan ve müzik yapmadıkları zamanı teknoloji oyunlarıyla geçiren dörtlü, piyasada farklı olarak nitelendirilen duruşlarını “tam bağımsızlık” konseptine oturtuyor

İŞTE İNSAN – 11.10.10
Yasemin SALİH
yasemin.salih@sabah.com.tr


Çıbık, Kareli Battaniyem, Kirli Sepetim ve diğerleri… Bir müziksever İnternet sitesindeki yazısında henüz piyasaya çıkalı iki ay olan “Takım Oyunu” adlı albümdeki şarkıları “Türkçeye en çok yakışan rock yorumu” sözleriyle anlatıyor. Selim Siyami Sumer (gitar ve vokal), Taçkın Bilal (basgitar), Sertaç Özgümüş (klavye) ve Ali Cihan (davul)’dan oluşan multitap grubu ise albümlerini “bağımsız duruşun ürünü” olarak nitelendiriyor.

İşletme mühendisi ve bir de turizmcinin yer aldığı grupla teknoloji oyunlarına olan tutkularından “asla bozulmaz” dedikleri arkadaşlıklarının başlangıcına kadar ne varsa ortaya döktük.

Klasik olarak tanıyalım bakalım sizleri… Nerelerdeydiniz bunca vakit?
Taçkın Bilal-  Ben Balıkesir’deydim. Selimle daha lise yıllarından beri tanışıyoruz. Öyle çalışkan bir öğrenciydim ki lise son sınıfa kadar beşlik sistemde dört notunu görmedim. Müzik ise hep ilgi duyduğum bir şeydi ama hiç meslek olarak düşünmemiştim. Evde hep bir gitarım oldu ama lise birinci sınıfta ders almaya başladım. İstanbul’da işletme mühendisliği bölümünü kazanında hayatım değişti. Okulu sekiz yılda bitirdim. Çünkü müzik grupları çekti beni, “çok gitar var sen bas çal” dediler. Ben de öyle yaptım. Tatillerde Balıkesir’deki barlarda çalmaya başladım ve bir daha başka bir şey yapmayı hiç düşünmedim.  

Selim Siyami Sumer- Bizim evde herkes müzikle ilgiliydi. Koltuk üzerinde elime sopa alıp pazar konserlerini yönetiyordum. Liseye geçinde annem bir gitar aldı ve kursa yazılmamı önerdi. Ben de çok başarılı bir öğrenciydim, ailemin beklentileri yüksekti ama baskı yoktu. Nasıl olsa o yapar diyorlardı. Turizm otelcilik kazandım ve üniversiteyle birlikte özgür kalınca hayatı sorgulamaya başladım. Zaten turizm bölümünü de rastgele seçmiştim. Düzene uymayan seçimler yapmak istiyordum ama o anda çizdiğim yolla bunu yapamayacağımı anlamıştım. Bu yüzden ben de okulu yedi yılda tamamladım. Okul bitmeden bir yerlerde çalmaya, para kazanmaya başlamıştık arkadaşlarla ve ilk kazanılan paralar çok tatlı gelir her zaman. Düşünsenize hem sevdiğiniz işi yapıyorsunuz, hem eğleniyorsunuz hem de yaşınıza göre iyi para kazanıyorsunuz. Müzikten para kazanmaya başladığımda 22 yaşındaydım.  

Ali Cihan- Ben İstanbulluyum. Lisede müzik ve futbola yoğunlaşmış, derslerle arası bozuk bir gençtim. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarımı Fakültesi Müzik Toplulukları Programı’nda okudum. Müzisyen olmasam futbolcu ya da basketbolcu olurdum sanırım. Aslında ben de gitar çalmayı seviyordum ama grup kurmak için davul gerekiyordu ben de bunu yaptım. Grup kurana kadar ünlülerle stüdyoya girdim, birçok albümde payım vardır. Aslında hepimiz öyleyiz. Bir şekilde piyasanın içinde birçok ünlü isimle çalıştık.

Sertaç Özgümüş- Benim başka yolum yoktu diyebilirim çünkü anne tarafım eksiksiz müziğin içindeydi. Dayılarım, teyzelerim hep müzisyendi. Sahne arkalarında büyüdüm. Çocukluğum düğün salonları ve tavernalarda geçti. Klavyenin tek başına bir sürü ses çıkarması beni çok etkilemişti. Bir yandan başarılı bir öğrenciydim bir yandan da yazları ben de klavye çalmaya ve lise birinci sınıftayken bu işten babamdan çok para kazanmaya başlamıştım. Yaşım tutmuyor diye baskınlar sonucu karakola gitmişliğim çok vardır. Sonra babam beni gelip alıyordu. Üniversiteyi de Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik Teknolojisi bölümünde okudum.

Peki bugünlere gelmenizi “kader” diye mi adlandırmak lazım?
Selim- Biz Taçkın’la aynı evde kalıyorduk, Ali’yle de Sertaç okuldan arkadaştılar. Onlar daha profesyonel bir hayatın içindeydiler ve zaman zaman aynı yerde karşılaşıyorduk. Kaldığımız ev Yeşilköy’de Atatürk Havalimanı’na yakındı. Ali ve Sertaç bir gün havalimanına gidiyorlar, uçak rötar yapıyor, gece geç saatler, bize geldiler “kalabilir miyiz” diye… 2006 yılıydı. O gece hepimiz play station oynadık. Birlikte maç yaptık, eğlendik, sohbet ettik, konserler izledik, çok iyi vakit geçirdik. Ne çok ortak noktamız varmış dedik. Sonra daha sık görüşmeye başladık. Hepimiz farklı enstrümanlar çalabiliyorduk. Birlikte bir şeyler yapabiliriz diye düşündük.

Taçkın- Hepimiz bu piyasanın içindeydik ama aslında kimse yapmak istediği müziği yapmıyordu. Bunun herkesin aklında olduğunu fark ettik ve birlikte yapabileceğimizi düşündük. Ali bu arada (2006 yılıydı) Taxim adında bir bar işletmeye başladı. Orada çalmaya müzik yaptık, hemen bir repertuar oluşturduk ve bu kendiliğinden çıktı ortaya. Hepimizin sevdiği parçaları çalıyorduk Perşembe günleri. Zaten dinleyenlerimiz de müzisyenlerden oluşuyordu. Çünkü repertuardaki şarkılar herkesin pek dinlemediği türdendi. Ayrıca hepimiz yine başka yerlerdeki işlerimize devam ediyorduk.

Bu beğenilmeyen şarkılar nasıl albüm oldu?
Sertaç- O sırada Bedük bir albüm çıkarıyordu, bir grup arıyordu. Onunla çalıştık bir süre ama o müzik bizim müziğimiz değildi. Bir süre araştırma ve analizler yaptık. Birlikte bir albüm yapmaya karar vermiştik. Taxim’de ortaya çıkan şarkıları çalmaya başladık ve çok beğenildiğini gördükçe arkası geldi. Zaten şu anda ilk albümdeki parçaların yarısı onlardı. Önce şarkıyı kendin beğenirsin sonra da arkasından bir inanç gelir, yapabiliriz, bu olur diye… Bu çok önemli.

Bu arada bir de ödül var sanırım…
Selim- Evet. 2008’de artık aynı evde yaşıyorduk. Miller Muzik Factory yarışmasına bir şarkı gönderdik. Hala zamanımızın büyük bölümü oyun oynayarak geçiyordu. Gerçi şimdi de öyle. ‘Ben hep buradayım’ şarkısının İngilizce versiyonunu gönderdik yarışmaya ve birinci olduk. O zaman yaptığımız müziğin insanlara uzak olmadığına kesinlikle inandık. Ardından Mayıs 2009’da bir festivalde sahne alma teklifi geldi, bu bizi kendi şarkılarımızı hazırlama konusunda hızlandırdı. Bir anlamda albümü orada tamamladık denilebilir.  

Tamam şarkılar hazır da bu yeterli mi? Bir de Demet Evgar nereden katıldı aranıza?
Taçkın- Demet zaten arkadaşımızdı. Bütün bu süreçlerde yanımızdaydı. O sıralarda bir yapımcılık şirketi kuruyordu, içine müziği de ekledi ve bir anda bizim patronumuz oldu. Bizi bu konuda destekledi ve albüm aşamasında  tamamen özgür bıraktı.

Henüz yeni ama sonuçtan memnun musunuz?
Ali- Kesinlikle beklediğimizin üstünde tepkiler alıyoruz.

Şu anda başka bir çalışmanız var mı?
Sertaç- Şimdi de kasımda vizyona girecek “Vay Arkadaş” filminin müziğini yapıyoruz. Aynı evde yaşadığımız için 24 saat çalışıyoruz ama aslında çalışmıyoruz, oyun oynuyoruz. Yaratıcılık süreci çok hızlandı artık. Samimi, bağımsız ve özgür duruşu olan bir müzik grubuyuz. Ha bir de kedimiz var tabii ona bakıyoruz.

Bir grup olabilirsiniz ama dört ayrı birey, zevk, beklenti vs. var bu grubun içinde. Evde, işte hep birlikte olmanın sıkıntıları yaşanmaz mı?
Taçkın- Biz her şeyi konuşuruz, kimse kendisinden başka biri gibi davranmaz. Kimse aklındakini içine atmıyor, her şey açık konuşuluyor. Bu yüzden de çok sağlam bir arkadaşlık bizimki. Yarın müziği bırakacaksınız, mesela bir döner salonu açacaksınız deseler inanırım ama arkadaşlığınız bitecek deseler inanmam. Çünkü birlikte yaptığımız her şeyden çok keyif alıyoruz.

Hayalinizde ne var?
Selim- Hiçbir değer yargısı kafamızdakilerle örtüşmüyor. MTV ödülü, Eurovizyon gibi durumlar bize göre değil. İyi bir konser, kalabalık izleyici, iyi bir şarkıyı bitirmek bunlar bizim için başarı.

Kendinizi piyasa üstü bir yerde mi görüyorsunuz?
Evet, aslında multitap’in ilerleyişi de işin en başından beri böyle gelişti. Yaratıcılık bizim için önemli. Kendimizi özgür hissettiğimiz sürece ortaya iyi şeyler çıkarıyoruz. Bir şey üretirken çok fazla kalıplara girmiyoruz. Anlatmak istediğimizi doğru anlatmanın yolunu bulduğumuz takdirde kendimizi başarılı görüyoruz. Sonra bunun insanlar tarafından da beğenildiğini görmek bizi tatmin ediyor.

Konseptinizin en basit anlatımı nedir?
Selim- Samimi ve bağımsız. Aslında “bağımsız duruş” sözü bizi en iyi anlatıyor.

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Etiketler
Etiket eklenmemiş
Bu haber için oy ver
0