İŞTE GENÇ: Devlet memurluğundan kurtlar sofrasına Devlet memurluğundan kurtlar sofrasına ================================================================================ editorb on 07 December, 2009 05:30:00 işte genç – 07.12.09 Yasemin Salih yasemin.salih@sabah.com.tr 2003’ten bu yana başkentle İstanbul arasında mekik dokuyan, tam oldu derken akıl almaz tesadüflerle “sil baştan” harekete geçen bir kariyer öyküsü Özgün’ünki. Başarısının sırrı, güçlü müzik eğitimini bir yana bırakırsak sinir bozucu derecede “sabırlı olması” diye özetlenebilir. Bu sabır dolu yıllara Elveda, Nöbetçi Aşık ve Biz Ayrıldık adlı üç albümü sığdırmış. Ve yavaş yavaş, acele etmeden, birden parlayıp sönmeden bugün geldiği konumu inşa etmiş. “Önümde çok uzun bir yol var, ama askerlik engelini kaldırmam” gerek diyor. Biz bu haberi okurken çoktan kışlanın yolunu tutmuş olmalı. Elçiye zeval olmaz, döndüğünde sevenlerine bir singıl sözü olduğunu söylemek de bize düşüyor. Müzik piyasasına girmek fikri ne zaman gelişti? Eskişehirliyim. Zaten 10 yaşında konservatuara girdim. O nedenle 10 yaşında belli oldu benim kariyerim. O yaşlarda çocuk korosuna girmiştim. Küçük yaşta hedeflerimi belirlemiştim ama ailemin başka düşünceleri olabilir tabii. Onlar memurdu. Derslerim de iyiydi aslında. Bu nedenle başka bir alanda ilerlememi isterlerdi. İlkokuldan sonra konservatuara girmem, Ankara’ya gitmem, daha o yaşta yatılı okumam ailemi üzdü. Ama ben çok ısrar ettim. Sonrası benim için çok keyifliydi. Çok özgür bir ortaokul ve lise dönemi geçirdim. Eğitimim klasik müzik üzerineydi. 96 yılında arkadaşlarımın çaldığı bir kafeye gittim, bir şarkı söyledim. Patronu bana iş teklif etti. O zamana kadar hiç topluluk önünde şarkı söylememiştim, öyle bir hedefim de yoktu. İlginç, peki neydi hedefin? Ben klasik müzikle ilgileniyordum hep. Viyola mezunuyum, yurtdışına gitmek, orada bu alanda kariyer yapmak istiyordum. Senfoni orkestralarında çalmak gibi planlarım vardı en kötü. Ama öyle olmadı. Kafede çalışmalar başlayınca, gençliğin de verdiği toylukla, tanınmak, kendi paramı kazanmak beni heyecanlandırdı. ‘Neden bu kadar uğraşayım ki?’ diye düşündüm. Çok rahat şarkı söylüyordum, zorlanmıyordum. O dönem biraz uzaklaştım ana hedefimden. Baktım ki bir devlet memurundan daha çok kazanıyorum, ara verdim. Yeniden dönmek üzere mi? Biraz mecburi oldu aslında. Hemen havaya girdim, kafenin patronuyla atıştım o da bize yol verdi kibarca. Bir dönem iş aradım, bulamadım, gece kulübünde çalışmaya başladım ben de. Ama bu çok zor oldu. Çünkü yurtta kalıyorduk ve gece geç gelme iznimiz yoktu. Bu yüzden yaklaşık iki yıl boyunca hep kaçtık. Dört kişi her gece yurdun duvarına tırmanıyorduk. Bu arada üniversiteye girdim. Bu arada bir de üniversiteye devam etmek zor olmadı mı? Oldu elbette. Bir dönem derslerim aksamaya başladı. Bizim okulda sınıfta kalma durumu yoktu, direkt okuldan atılıyordunuz. Bu beni çok korkuttu, kapattım kendimi derslere yoğunlaştım. Bu arada kafam karıştı tekrar. Ben nereye gidiyorum dedim, yeniden klasik müziğe yoğunlaştım. 1999’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na sözleşmeli eleman olarak başladım. Mezun olana kadar orada çaldım. Üç yıl kadar sürdü bu. Neden devam etmedin? Bu arada bir de okulumda araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Hem orkestra hem de buradan aldığım gelir kiramı zor karşılıyordu. Bu nedenle tekrar kafelerde çalışmaya karar verdim. Hemen arkadaşlarla orkestra kurdum. Ama üçe bölünmüş durumdaydım. Sonra umduğum olmadı, senfoni kadro için sınav açmadı, araştırma görevlisi olarak geleceğim belli değildi. Ama müzisyen olarak bir çevrem oluşmaya başladı Ankara’da. Çevreden bir albüm yapmam yönünde baskılar gelmeye başladı. Ama ben mutlaka kendi söz ve bestemi yapmalıyım dedim. Dünyada bu işte başarılı olanların böyle çalıştıklarını düşünüyorum. Başka kişilerin eline teslim olmak istemedim. Çalışmaya başladım. Yazdıklarımı arkadaşlarla paylaştım. Çok beğendiler. Bunları kafede söylemeye başladım. İlk albümümün de adı olan Elveda’yı çok sevdi herkes. 2003’te stüdyoya girdik, beş şarkının demosunu yaptık. Ben bir şekilde bunları İstanbul’daki yapımcılara dinleteceğim dedim. Piyasadaki işlere baktım, ben yapamayacağım da kim yapacak diye düşündüm. Sandım ki beni hemen kaparlar. Beklediğin gibi oldu mu? Hiç de öyle olmadığını gördüm. Pek çok yapımcı müzikten anlamıyor zaten. Piyasa kötü, korsanlar ortalıkta, satışlar kötü… Burada bir iki şirketle görüştüm. Büyük bir müzik şirketiyle de görüştüm, olur, haber bekleyin dedi ama aylar geçti aramadılar. Benim işlerim hep böyle olur zaten, çok iyi gidiyor derken o iş olmaz, sonra yine olur falan ama sonunda da hep en hayırlısı olur. O nedenle şanslı olduğumu düşünürüm. Geç olur ama en güzeli olur. Sabırlı biriyim o yüzden. Bu sefer şans nasıl güldü? Ankara’da bir arkadaşım var beni Fatih Yıldız’la tanıştırdı. O da Universal Müzik’te albüm çıkartacak birini arıyordu. Görüştük, anlaşmayı imzalamak üzere İstanbul’a geldik. Ama iki hafta sonra Universal Müzik kapandı. Çok moralimiz bozuldu. Bir şekilde yapacağız bu albümü dedik. Hemen para ve sponsor aramaya başladık. Eskişehirli şirketler Sarar, Eti gibi büyükler bana hemen sponsor olur diye düşünüyordum ama öyle de olmadı. Elimde bir dosya hiçbir şeyden anlamıyorum, herkesle görüşüyorum derken epeyce zaman geçmeye başladı. Daha sonra cep telefonlarına polifonik müzikler yapan bir arkadaşım vardı. O şarkılarımı radyoya satmayı teklif etti.Bir şirketle görüştük. Bir miktar para verdi şirket. Bir sermaye almış olduk. 10 bin dolar gibi bir parayla başladık bu işe. Biraz da benim birikmiş param vardı. Araştırdık, çalıştık. Arkadaşlarımla toplandık, ne kadara çıkar bir albüm diye tarttık, düşündük. Albümü yapmaya karar verdik. Ama sürekli para harcanıyormuş bu işte ve geri dönüşü çok zor oluyormuş. Bunu bilmiyor muydun? Bilmiyordum. Bana göre hemen tanınacağım, Ankara’da aldığımın beş katını burada kazanacağım. 2005 Ağustos’ta albüm çalışmalarına başladık. Ankara’da tripleks bir evde 500 TL’ye oturuyorduk. Buraya geldik aynı ev üç katı fiyata. Ama benim cebimde para var ya, bir - iki ay beni idare eder sonra zaten para kazanmaya başlarım diye düşünüyordum. Ve nihayet albümü yaptık. Eylül ayında bitirdik. O zaman Hop dedik Ayhan vardı, o bizi radyo şirketlerine götürdü. Elveda’yı albüm çıkmadan bir ay önce radyolara verdik. Çok sevildi. Klip çektik. 19’uncu doğum günümde klip ilk kez televizyonda dönmeye başladı. 15 gün sonra da ülbüm çıktı. Bu yetti mi? Satışlar iyiydi. Yalnız, şarkılarım biliniyor ama beni tanıyan yoktu. Hangi Özgün? Diye soranlara “Varya Elveda’yı söyleyen çocuk” diyorlardı. Bunu istemiyordum. Ama çalışmalarıma devam ettim. İkinci albüm, üçüncü albüm çıktı. Ama hepsi zor oldu. İkinci albümde İskender Paydaş’la çalıştık. İlk albümdeki trendi yakaladık. Beğenilen şarkılarım oldu. Daha sonra baktığımda kendini daha iyi tanıyan, ne yapması gerektiğini bilen, kaprislere gerek olmadığını düşünen bir Özgün gördüm. Bu işte ünlü olmak için iyi bir sese sahip olmanız gerekmediğini, oyunlarla bir anda çok ünlü olunabileceğini ama bunun kalıcı olmadığını anlayan biri haline geldim. Bir alana yeni giriyorsan ve burada yetenekli ama tecrübesiz olduğunu düşünüyorsan, genellikle bir bilene sorarsın. Neden böyle birileriyle tanışıp o yolu denemedin, daha gerçekçi bir süreç yaşamış olmaz mıydın? Benim burada tanıdıklarım yoktu. Üç kişi Ankara’dan geldik. Ama zaten Türkiye’de kolay kolay müzik piyasasından biriyle sohbet edemezsiniz. Zaten ben bunu yapmayı pek seven bir adam da değilim. Kendi doğrularım vardır. Bakıyorum da gidip fikirlerine danışacağım, geldiği yeri takdir ettiğim bir Kenan Doğulu vardır bu piyasada. Onun gibi birine sorabilirim ancak. O her zaman doğru işler yapmıştır, son yıllarda patladı ama 93’ten beri piyasanın içinde. Gerçek ağırlığını üç dört yıldır koydu. Ondan önce Tarkan ve Mustafa Sandal vardı. Ama şu anda öyle değil. Ben de böyleyim. Beş yıldır bu işin içindeyim ama kariyerime baktığımda çok saygı görüyorum. Benim jenerasyonumda –ki benden önce Fatih Erkoç ve Sertap olabilir- benim kariyerimde olan, klasik müzik geçmişi, konservatuar eğitimi, senfoni orkestrası tecrübesi, yüksek lisans, araştırma görevlisi gibi unvanları taşımış biri yok. Bunun dışında üç çok güzel albüm çıkardım. Çok uzun ve zor bir yoldu ama iyi ki de öyle oldu. Şimdi hedeflerim için önümde çok büyük bir engel var. Askerlik. Önümüzdeki hafta askere gidiyorum. Sanatçıyla müzik şirketi arasında nasıl bir ilişki var? Bildiğimiz bordrolu elemanla şirketi arasındaki ilişki mi yaşanıyor arada? Yok farklı bir ilişki var. Farklı anlaşmalar yapılıyor. Benim en büyük korkum da buydu bu işe girerken. Çünkü beş-on yıllık anlaşmalar imzalayanlar vardı. Kendinizi tamamen teslim ediyorsunuz yani. Ben böyle çalışmam dedim. İmzalanan sözleşmelerde bu çok katı biçimde belirtiliyor. Zaten sözleşme de şöyle başlıyor: “İş bu sözleşme tüm dünya ve güneş sistemi için geçerlidir…” 30 sayfalık bir sözleşmeydi. Fatih Yıldız’la buna benzer bir sözleşme imzaladım ama o gerçekten istediğim yerde sözleşmeyi yırttı attı, sözünde durdu. Şirketin de sanatçıya karşı yükümlülükleri var mı? Hayır bu tek taraflı bir sözleşme. Benim anlaşmalarım hep bir yıllık kontrat şeklinde oldu. Ama ben albümleri kendim yapıyorum. Albümlerin satışlarından yüzde vermek şeklinde anlaşmalar yaptım. Plak şirketi de size çok fazla para yatırmadığı için sizin için çok fazla bir çaba sarf etmiyor. Alan da satan da memnun bir anlamda. Ödüller de var? Evet 40’tan fazla ödül aldım, Altın Kelebek de dahil. İkinci albüm daha çok sattı. İki albüm toplam 200 bin civarında sattı. Ama şu anda çıkan sanatçıların albümleri 5 binlerde. Yine de istediğim yerlere gelmeme çok az kaldı. Ben çok sabırlıyımdır. İş hayatında kendi yağıyla kavrulan şirketler yavaş ama istikrarlı büyürler. Küçük küçük büyürler, patlama yapmak istediğiniz olmuyor mu? Hiç olmuyor. Popüler müzikte en riskli döneminiz patlama yaptığınız anda başlar. Çünkü siz orada kalamazsınız, mutlaka düşüşe geçersiniz. Bu zorunludur. Ben çok güzel bir ivme kazandım. Büyük patlama olduğu zaman oradan aşağı düşmem mümkün olmayacak. Böyle olmadığında patlamanın arkası gelmiyor ve sanatçı bir daha toparlanamıyor. Varmak istediğin nokta neresi? Keşke 30’lu yaşlarımda Türkiye’nin Sting’i, 40’larımda da Frank Sinetra’sı olsam. Ne zaman belirlediğin noktaya varmayı hedefliyorsun? Bu belli olmaz. Tek bir şarkı beni hiç ummadığım yerlere getirir. Bu beş ay da beş sene de sürebilir. Ama bir gün olacak. Bakıldığında bütün materyaller var elimde. Şimdi önümde askerlik var. Amacım askerdeyken beste yapmak üretmek, döndüğümde singıl çıkarmak. Belki onunla yakalarım istediğimi. Bundan sonra albümler değil singıllar yapmayı planlıyorum. Bu yüzden daha hızlı olabilir süreç. Aile gelinen noktadan memnun mu? Hala Eskişehir’deler. Hayatları değişti, kendi çaplarında medya takibe giriştiler. “Oğlum yarın şurada çıkacaksın geç kalma” diye arıyorlar. Aile bir araya toplandı. Amcalar, halalar daha çok görüşmeye başladılar. Ortak noktada ben varım. Benim için ailem merkezdedir her zaman. Onları utandıracak işler yapamam. Bu nedenle daha kendi halimde kariyerime devam ediyorum. Bu da çok zor, çünkü hızlı şöhret için manken sevgiliniz olması gerekiyor. Öngün yaşam tarzıyla ilgili ipuçları Film-müzik: Tarz manyağı değilim. Her türlü film ve müziğin iyisini, keyif verenini severim. Her türün iyi örneklerini takip ederim. Hayatım şarkısı var mı?Valla aklıma gelmiyor, demek ki yok. Tatil: Tatil anlayışım, sessizlik, sakinlik, mangal, arkadaşlar, deniz… Ama Bodrum kesinlikle değil. 2000’den beri beş günü geçen tatil yapmadım. Bu yıl Ayvalık’a gittim. Farklı zevkler: Yurtdışına gittiğimde, uçaktan atlama gibi heyecan verici sporlar yapıyorum. Spor: Normalde albümden önce spor yapıyorum. Sitenin spor salonunda fittnes yapıyorum. Bir ara plates yaptım ama sevmedim. Bekle kasın gerilsin, tut falan bu bana göre değil. Yemek: Çok iyi yemek yaparım. Her türlü yemekte iddialıyım. Yemeklerimi kendim yaparım. Sadece temizlik için yardımcı gelir. Kız arkadaşımla alışveriş yapmayı ve sonrasında mutfağa girmeyi seviyorum. Sıkıştığımda annemi arıyorum. Bir de ben başkasının yaptığı yemeği sevmem, kendim yapmak isterim. Bu piyasanın sevdiğim yönü: Beni kitlelerle buluşturması. Sevmediğim yönü: Para adına çok kötü işlere imza atılması. 90’larda ne güzel bir yerdeydi Türk popu, ama şimdi felaket.