Ana Sayfa | Genç Meslek | Kariyerinin ikinci baharında

Bölümler


Kariyerinin ikinci baharında

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Kariyerinin ikinci baharında

Son günlerin hit dizisi “Ezel”deki Eyşan karakteriyle dikkat çeken Cansu Dere için artık modellik, kariyerin bir parçası değil. Bundan sonra oyunculukta ilerlemeyi planladığını söyleyen Dere’nin belgesel çekmek gibi yeni projeleri de var.

işte genç – 05.04.10
Onur UYSAL
onur.uysal@sabah.com.tr


Pazar günleri televizyon karşısına geçip filmlere dublaj yapan küçük kız çocuğunun podyumlardan beyaz cama uzanan kariyer hikayesi bu… Ankara, İzmir, İstanbul üçgeninde her coğrafyadan payına düşeni alarak kariyerindeki sınırları dünyanın en uç noktalarına kadar genişleten Cansu Dere, şimdilerde onu tanıdığımız işi modellikten öte oyunculuğuyla konuşuluyor. Arkasına aldığı anaokulu öğretmeni bir anne ve ticaretle uğraşan babanın desteğini birlikte çalıştığı profesyonel isimlerin tecrübeleriyle harmanlayan Türkiye güzeli tercihini de kesin olarak yapmış gibi görünüyor: “Benim için kariyer artık modellikte değil oyunculukta”…  

Büyüyünce ne olacaksın sorusunun cevabı neydi?

Her zaman “bilmiyorum” cevabı verirdim. Çünkü çok fazla şey vardı olmak istediğim o yüzden de karar veremiyordum ne olacağıma. Bilmiyorum demek kolayıma geliyordu. Klasik doktor, polis, öğretmen gibi meslekler hiç geçmiyordu aklımdan. İlkokul ve ortaokul yıllarındayken oyunculuğa merak duyuyordum aslında. Pazar günleri televizyonun karşısına geçip filmlerin üzerine dublaj yapardım kendi kendime.

Ailenin katkısı ne oldu meslek seçiminde?
Açıkçası ailemizde sanatla uğraşan kimse yoktu. Annem emekli ana okul öğretmeni, babam ise ticaretle uğraşıyordu. Etkileri oldu elbette ama önemli olan ne iş yaparsanız yapın, severek yapmanız. Ben de tercihlerimde serbest bırakıldım çünkü ailem geleceğimle ilgili fikirlerime her zaman saygı duydular.

Kariyerini nasıl etkiledi bu durum?

İnsanların tercihlerinin kendilerine bırakılması gerektiğine inanıyorum. Buna iş seçimi de dâhil. Herkes kendi seçmeli ki ileride suçlayacağı kimse olmamalı. Yanlışıyla doğrusuyla size ait olmalı. Problem yaşadığınızda da hatayı kendinizde aramalısınız. Aileden destek görmek önemli ama başkasının diretmesiyle bir iş yapmak doğru gelmiyor bana. Her şeyden önemlisi işinizi severek yapmanız.

Üniversite eğitimi…

İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünü kazandım. Bu da benim İzmir’den ayrılıp İstanbul’a yerleşmemi sağladı aslında. İsteyerek girdim, arkeolojiye de meraklıydım çünkü. Ama sonra bitiremedim lisans eğitimimi.

Aklınızın bir köşesinde kaldı mı peki arkeoloji?
Bölümü çok isteyerek ve severek okudum aslında ama arkeoloji öyle bir iş kolu ki mezun olduğunuzda hayatınızı belli standartlarda devam ettirmenize imkân vermiyor maalesef. Pek çok arkadaşım da mezun olduktan sonra başka alanlarda çalıştı. Ailem de bunu görebildiği için karışmadı bu tercihimde.

Peki moda dünyasıyla tanışman nasıl oldu?
Tamamen tesadüfi diyebilirim. Her şey 17 yaşındayken Kuşadası’nda bir plajda Gaye Sökmen’in beni görmesiyle başladı. Babamı İstanbul’da modellik yapabileceğim konusunda ikna etti. Sait Sökmen’den dersler aldım tabii. Eksiklerimi kapattım ve Vakko, Beymen gibi büyük markaların modeli oldum, defilelerinde yer aldım. Üniversiteyle birlikte İstanbul’a yerleşince de kariyerim bu yönde ilerledi.

Gaye Sökmen’den teklif geldiğinde “yapabilir miyim acaba” dedin mi hiç yoksa beklediğin bir şey miydi?
Aklımdan geçmiyordu aslında bu alanda kariyer yapmak. Manken ya da model olmak çok farklı bir yaşam biçimini gerektiriyor. Hele ki benim başladığım dönemde daha da zordu. Biraz korkutucu geldiği oldu ilk başlarda. Ama hiçbir zaman başarısız olur muyum diye düşünmedim. Tabii en büyük şansım çok iyi insanlarla tanışmam ve çalışmış olmamdı.

Okulla birlikte yürütmek zor olmuş olmalı…

İstanbul’a gelince işle okul bir arada gitti. Zaman zaman engelliyordu tabii eğitimimi. Defile dönemlerinde derslerimin aksadığı oluyordu. Olabildiğince dengeli götürmeye çalıştım. Çok da zorlandım diyemem.

Peki kırılma noktası ne oldu kariyerinde?
2000 yılında Miss Turkey Güzellik Yarışması'nda derece alınca bu alanda ilerlemeye karar verdim. Benim için iş artık modellik ve televizyon dünyasındaydı. Bir çocuk programıyla da ekranlarla tanıştım sonrasında da bırakmadım. Ama yalnızca kamera karşısında değil işin mutfağında da çalıştım. NTV’de kamera arkasında başarılı işler yaptık. Programın bütün hazırlık aşamasında görev aldım. Zaten çok seviyorum kamera arkasında olmayı.  

Zorlandığın, değiştirmek istediğin anlar oldu mu?
İşimden hep memnun oldum. Ailemin hep desteğiyle yanımdaydı bu süreçte. Yıllar geçtikçe de keşke çok daha önce başlamış olsaydım oyunculuğa dedim kendime.

Oyunculuk nasıl başladı?
İlk reklamlarla tanıştım televizyon dünyasıyla. Tanıştığım tüm yönetmenler bu işi kıvırabileceğimi söylüyorlardı. Bu da bana oyuncu olmam konusunda cesaret veriyordu. Çok saygı duyduğum ve biraz çekindiğim de bir meslek. Ama her şey Alacakaranlık dizisinde Uğur Yücel ile çalışmamla değişti. İşte o zaman oyunculuğu bir meslek olarak seçmeye karar verdim. Umarım sonsuza dek oyuncu olarak kalırım.

İlk set deneyiminde neler hissettiniz?
Hep bir manken – oyuncu eleştirisi oldu elbette ama ben şanslıydım. Hep çok iyi ekiplerle çalıştım. Herkes destek oldu, setteki herkesten çok şey öğrendim. Öncelikle çalıştığım yönetmenlerden çok şey öğrendim. Tabii yine Uğur Yücel’in katkısı yadsınamaz.

Bazı modeller Amerika’ya gidip oyunculuk eğitimi alıyor. Böyle bir girişimin oldu mu ya da düşünüyor musun?
Hayır benim böyle bir çabam olmadı hiç. Düşünmüyorum da böyle bir şey. En iyi eğitim yerinin set olduğunu biliyorum. En azından benim için öyle oldu. Ama fırsat çıktıkça burada usta isimlerden ders almaya hayır demiyorum. Eric Morris’in öğrencilerinden Anthony Vincent Bova İstanbul’a geldiğinde böyle bir fırsatı değerlendirip eğitim aldım.

Sette en çok eleştirilen yönün neydi? Yani sana geliştirmen gereken yönünün ne olduğu söyleniyordu?
Sanırım sesim. Sesimi biraz eğitmem gerekti. Aslında asıl problem heyecanım. Ben kendi sesimi duyunca biraz heyecanlanıyor, geriliyordum. Bunu halletmem gerekti, onu da zamanla aştım.

Oyunculuk kariyerinde sana en farklı gelen deneyim neydi?

Sıla’nın çekimlerinde Mardin’de yaşamak benim için çok farklı bir deneyimdi. Orada çok fazla gezme fırsatı buldum. Köylerine gittim, tek başıma kalıp Türkiye’nin öteki yüzünü gördüm. Bu beni olgunlaştırdı. O dönemde çok fazla fotoğraf çektim. Atlayıp arabaya bütün gün fotoğraf çekiyordum. O topraklardaki kadınların, çocukların hayatını görmek ve sonra İstanbul’a dönmek insana değişik bakış açısı kazandırıyor.

Fotoğrafçılık Mardin’e özel bir hobi miydi yoksa Cansu Dere’nin bilinmeyen bir yeteneği mi?
Bilinmeyen yeteneği denilebilir. Çok fazla fotoğraf çekerim, çok severim ve Mardin’de çok fazla malzeme vardı. İnsanlar, doğa, binalar… Her şey harika birer kareydi benim için. Hatta “Acı Aşk” filmindeki sergi sahnesinde benim çektiğim fotoğraflar yer aldı. Ama İstanbul’a döndüğümde ne yalan söyleyeyim içimden fotoğraf çekmek gelmedi. Aslında ben bu tür şeyleri istanbul’da yapmayı sevmiyorum sanırım.

Sıla’dan sonra uzun bir ara verdin, bildiğimiz “yüzüm eskimesin” taktiği miydi?
Mardin’den döndükten sonra biraz yalnız kalmak, evimin tadını çıkarmak istedim. Ne de olsa evinizden uzaktasınız aylarca. O süreçte de bir sürü film izledim, festivallere gittim. Çok iyi geldi bu bana.

Peki ya modellik?
Modellik kariyerimin artık bittiğini söyleyebilirim. Mesleki açıdan benim için modellik yok artık hayatımda. Çok özel projelerde, yardım defilelerinde çok sevdiğim tasarımcılar için görev alabilirim ama bunun dışında eski günlere dönmeyi düşünmüyorum. Sanırım yaş ilerleyince dış faktörlerden çok içimdeki sesle ilgilenmeye başladım. Daha çok iç dünyama döndüm.

Modellik sana ne kattı?
Modelliğin en sevdiğim yönü çok farklı yerleri görme fırsatı sunmasıydı. Dubai’de de defile yaptım, Sibirya’da da. Sonra stres altında farklı görünebilmeyi öğrendim. Oyunculuğumda işime yarayan başka bir tarafı da hızlı kostüm değiştirebilme yeteneği oldu. Başkaları dakikalarca hazırlanırken ben kıyafetlerimi saçımı başımı hemen toparlıyorum, settekiler de bu hıza şaşırıyor.

Şimdilerde üzerinde çalıştığın yeni bir proje var mı?
Aslında var ama biraz daha zamanı var olgunlaşması için. Yani bir şeyler karalıyorum, kısa hikayelerim var. Henüz kimseye okutmadım. Bir de belgesel projem var. Şimdilik konusunu vermeyeyim, ufak tefek görüşmeler bile yaptım. Ama şekillenmeden açıklamak istemiyorum. Biraz bu tip konularda paranoyağım diyebilirim.

“Cafcaflı bir yaşama merakım olmadı”
Başarılı bir öğrenci olduğunu söylüyor Cansu Dere. “Ders derste dinlenir” efsanesinin Türkiye’deki sayılı uygulayıcılarından biri olabilir. Ama bu özelliği ona setlerde deneyim kazanması konusunda yardımcı olmuş gibi görünüyor. İlk profesyonel işi modellik olmasına rağmen “Hiçbir zaman süse, makyaja, cafcaflı bir yaşama merakım olmadı” diyor. Boş zamanlarını elde makine bol bol fotoğraf çekerken ya da ileride çekeceği belgesel için malzeme toplarken geçirmesi de iş dışında nasıl bir hayatı olduğuna dair ipucu veriyor aslında.

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Etiketler
Etiket eklenmemiş
Bu haber için oy ver
0