Ana Sayfa | Genç Meslek | Neredeyse baba kurbanı oluyordu!

Bölümler


Neredeyse baba kurbanı oluyordu!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Neredeyse baba kurbanı oluyordu!

Milli Basketbol Takımı’nın genç oyuncularından olan Sinan Güler, “yıldız oyuncu” olduğu dönemlerde kendisi gibi milli basketbolcu olan babası Necati Güler’den “torpilli” denmesin diye az kalsın “oyun dışı” kalıyormuş. Baba mesleğini sürdürmenin dezavantajlarını da yaşayan ünlü basketbolcunun hedefinde elbette NBA var

İŞTE İNSAN – 04.10.10
Yasemin SALİH
yasemin.salih@sabah.com.tr

Bebek’in göbeğinde büyük bir pankart karşılıyor gelenleri: “12 Dev Adam gururumuz, Sinan Güler oğlumuz”. Hemşehrileri milli basketbolcu Sinan Güler’e böyle bir jest yapıyordu Bebekliler Derneği. Bebek’te doğan ve burayı bütün magazinselliğine rağmen “köyü” olarak gören Sinan Güler’le röportajımızı da yine Bebek sahilinde yaptık. Milli basketbolcu babası Necati Güler’in antrenman ve maçları etrafında dönen bir çocukluğu olmuş Sinan Güler’in. Ağabeyi de basketbolun içinde olan genç oyuncu bu yıl Dünya Basketbol Şampiyonası’nda ikinciliğe yükselmeyi Türk basketbolu ve kendisi için büyük fırsat olarak görüyor. İşte İTÜ Basketbol okulunda başlayıp Amerika’ya uzanan ve milli takıma kadar yükselen farklı bir kariyer öyküsü…

Basketbol sizin için kaçınılmaz bir meslek miydi?
Açıkçası kendimi bildim bileli basketbolun içindeyim. Basketbol sahasında büyüdüm. Bundaki en büyük etki elbette babam. Üniversiteye gitme sebebimin temelinde de basketbol vardı. Bu işten öyle ya da böyle para kazanır hale geleceğim konusunda kendimden emindim. Ben sokaklarda oyun oynayarak değil antrenman ve maçlar etrafında büyüdüm. Hep çalıştım. Bizim ailede tatil yoktu, basketbol sahasında tatil yapmaktan memnunduk.

Babanız sizi çok eleştirir miydi?
Evet, elbette. Bu konuda en tecrübelimiz o, Türk basketbolunda önemli yerlere gelmiş, oyuncu ve antrenör olarak önemli işler yapmış olduğu için her türlü eleştiri hakkına sahip. Yeri geldi çok pohpohlandım, yeri geldi çeşitli nedenlerden dolayı basketbolu bırakmayı düşünecek kadar oynatılmadım.  

En çok zorlandığınız dönem hangisiydi?
Yıldız takımla genç takım arasında kalan dönemde çok zorlandım. Basketbolu bırakacak duruma geldim. Bunun benimle alakası yoktu.  Ama babam antrenördü ve belki de o zamanki antrenörümüzün “babasından dolayı bu çocuğu oynatıyorum denmesin” düşüncesiyle beni geride tutması mümkündü. Etik sıkıntısından dolayı yani. Bu nedenle takımdan ayrılmak zorunda kaldım.

Babanız bu durumda ne yaptı?
Kahroldu. Bunu hala kendi aramızda tekrar ediyoruz. Benim basketbol oynamak istediğimin farkındaydı ama bir şey yapamadı. Ama şansım yaver gitti de Beşiktaş’a geçip bu durumdan kurtuldum.

Ne zaman bu işten para kazanmaya başladınız?
Açıkçası üniversite masraflarımı çıkarmaya başlamamla birlikte para kazandım sayılır. O sırada 18 yaşındaydım. Amerika’da kimseye yük olmadım. Burada da Darüşşafaka’dan itibaren yani 23 yaşından itibaren maaşlı olarak bu işi yapıyorum.

Bu işin raconu nedir? Kariyer yapmak neye bağlıdır, sadece çok iyi oynamak çok kazanmanın formülü müdür?
Bana göre istikrarlı oynamaktır. Özellikle benim bulunduğum yerde kalabilmek için her zaman oynadığınız oyunun üzerine sürekli bir şeyler katmak gerekiyor. Eksiklerimi tamamlayarak, yeni şeyler ekleyerek daha yukarılara gelebilirim.

Bu meslekte insan nasıl kendine yatırım yapar?
İki önemli konu var: Biri sağlık. Kendinize iyi bakmak, sağlığınıza yatırım yapmak zorundasınız. İkincisi de yeteneklerinizi geliştirmek için de çok çalışmalısınız.

Kararlılık, sonuç odaklı olmak gibi kişisel özelliklerin ne kadar payı var başarıda?
Bunlar tecrübeyle ilgili diye düşünüyorum. Örneğin ben Sırbistan maçında tecrübesizliğimin kurbanı oldum. Erken üç faul yapıp çok anlamsız bir yerde oyunun dışında kaldım. Daha soğukkanlı olmalıydım. Bu tarz şeyler o kişinin karakterinden geliyor olsa bile tecrübenin çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Oyuncuyla koç arasında nasıl bir kimya var ve bu kariyer üzerinde ne kadar etkilidir?
Bu çok farklı, değişik bir ilişki. Topu oynayıp maçı kazanması gereken bizler olsak da antrenörün direktifleri de önemlidir. Ben antrenörün ne istediğinin farkına varıp bunu en iyi şekilde yapmaya çalışmaktan yanayım ve böyle yaptığımı düşünüyorum. Amerika’da iki ayrı okulda okudum, ilk okulumda antrenörüm sayesinde oyundaki doğru yerimi, daha verimli olacağım pozisyonu öğrendim. İkinci okulumda da savunma yaparak öne çıkarken aynı zamanda takımın skorer oyuncularından biri haline gelebileceğimi gördüm. Çünkü takımdaki ihtiyaç buydu. Türkiye’ye geldiğimde bulunduğum pozisyonlardan dolayı ihtiyaca göre yerim de değişti. Koçla oyuncu arasındaki beklentiler ve bu dili iyi okumanın oyuncuya büyük yararı olduğunu düşünüyorum.

Oyuncu ve koç ille de birbirini sevmeli, iyi anlaşmalı mı?
Bence şart değil. Sevmek zorunda değilsin, arkadaşlarını da sevmek zorunda değilsin. Ama sen antrenmanlarında iyi çalışıyorsan, sahada bunu ortaya koyuyorsan zaten koçla gereken ilişkiyi kuruyorsundur. Hayatımda büyük öneme sahip iki antrenör var, biri Amerika’daki ikinci antrenörüm diğeri de Tanyeviç’tir. Tanyeviç’in spora verdiği sevgi ve enerji bana da büyük katkı sağlıyor.

Peki takımda ya da koçla arasında krizler yaşanır mı? Egolar ne kadar işin içinde?
Elbette krizler yaşanıyor. Basketbol takım sporu olmasına rağmen bireysel başarı ön plana çıkabiliyor. Bu nedenle ego yüksek oluyor elbette. Ben bunu yaşamadım çünkü böyle bir ayrışmaya girişmiyorum. Bu tarz şeyler hem oyuncular hem de oyuncuyla antrenör arasında çekişmelere yol açabilir.  Ben böyle şeyleri açıkçası çok uzun süredir yaşamadım. Krizler oldu ama hep oynadığım basketbolla çözmeye çalıştım. Eğer oyunumla krizden çıkamıyorsam da o zaman konuşup bir çözüm yolu aramaya çalıştım.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Ortalama iki saat çalışıyoruz. Bazen çift antrenman yapıyoruz. Şu anda yeni bir antrenör geldi takıma bu yüzden daha çok çalışıyoruz.  

Peki bu dört saat bitince basketbol hayatınızdan çıkıyor mu?
Belli bir disiplin isteniyor sizden. Hem oynarken hem dışarıda. Sıkı bir beslenme programı yok. Keşke olsa. Ben bu konuda çok araştırma yapıyorum. Ailemle yaşıyorum ama bekarım ve her zaman anne yemeği yiyemiyorum. Sosyal bir hayatım var. Genellikle kamplarda geçiyor hayatım. Sağlık ve kişisel gelişime dikkat etmek zorundayım. Bu, bize bağlı. Mümkün olduğunca ekstradan spor yapıyorum. Eğer daha başarılı olmak istiyorsanız antrenman dışında da çok çalışmanız gerekiyor.

Takıma karşı sorumluluklarınız neler, ne gibi kurallar getiriliyor size?
Dışarı çıkmak, gece program yapmak konusunda bir takım kurallara uymamız isteniyor. Ama biz de çıkıyoruz gece. İnsanlar daha çok futbolcuları görüyor magazin sayfalarında ama bu futbolun daha popüler olmasıyla ilgili. Herkes yeteri kadar eğleniyor.

Bu meslekle ilgili hayalleriniz neler?
Her şeyden önce şu anda olmam gereken yerde olduğumu düşünüyorum. Türk Milli Basketbol Takımı’nın önemli bir parçasıyım. Bundan sonrasında elbette hem Avrupa hem de Türkiye’de yükselmek istiyorum. İmkan olursa NBA’de oynamayı hedefliyorum. Şu andaki hedefim ise olimpiyatlara katılan bir Türk basketbol takımında yer almak ve iyi derece almak. Çünkü Türkiye basketbol olarak önemli bir yere geldi.

Kazancınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu anda açıkçası yatırım açısından pek bir şey yapmıyorum ama paramı çarçur da etmiyorum, tutumlu biriyim. Olabildiğince ailecek rahat yaşamamıza önem veriyorum. En azından basketboldan sonra yapabileceklerim şu anda oluşuyor. Ailemizin adını kullanarak yapabileceğim yatırımların zemini oluşuyor. Bununla ilgili yeterli finansal kaynağa ulaşınca başlarım diye düşünüyorum. Amacım olmayanı yapabilmek. Sporcu yetiştirip aynı zamanda basketbolu sevdirmek gerekiyorsa bununla ilgili spor okullarındansa başka şeyler yapmak lazım. Vaktim olursa spor yöneticiliği üzerine mastır yapmak istiyorum.

Anne tarafından Hollandalı
Basketbola İstanbul Teknik Üniversitesi’nde başlayan Sinan Güler, yıldız basketbolculuk dönemini Beşiktaş’ta geçirmiş. Bir yıl orada oynadıktan sonra ABD’ye gidip hem işletme okumuş hem de basketbol oynamış. ABD’de dört yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye dönüp bir yıl Darüşşafaka, bir yıl Beşiktaş’ta oynamış.

Üç yıldır Efes Pilsen’de oynayan Sinan Güler, köken olarak tam bir sentez. Baba tarafında Kayseri ve Arnavutluk var. Anne tarafı ise uzaktan Hollanda’ya kadar dayanıyor.

Video oyunları ve her türlü teknolojik alete düşkün olan Güler, en yeni ürünleri kullanmayı çok seviyor. En büyük hobisi ise İnternet’te sörf yapmak.
 
“Efes biterse Türk basketbolu biter”
Efes Pilsen’le ilgili belirsizlik sürüyor. Oyuncular olarak bizde bir endişe oldu, boşta kalma sıkıntımız doğdu. Kontratıma göre daha iki yılım bu takımda geçecek. Bu saatten sonra da boşta kalacağımı sanmıyorum ama yine de Türk basketboluna çok emek vermiş bir kulübün kapanması basketbolu geriletir. İlgi azalır bu spora. Zaten yabancı oyuncular yüzünden Türk basketbolcuların yeteri kadar gelişmediğini düşünüyorum.

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Etiketler
Etiket eklenmemiş
Bu haber için oy ver
0