İŞTE GENÇ: Rol konusunda açgözlüyüm Rol konusunda açgözlüyüm ================================================================================ editorb on 17 May, 2010 05:30:00 işte genç – 17.05.10 Yasemin SALİH yasemin.salih@sabah.com.tr Odaya girdiği andan itibaren müthiş bir enerji gözlemliyorsunuz Ezgi Mola’da. Önce gözlerini kocaman açarak sizinle konuştuğu hissine kapılsanız da bu kocamanlığın doğuştan geldiğini anlamanız fazla sürmüyor. Söyleşiyi yaptığımız odanın kapalı penceresinden içeri girmek için umutsuzca cama çarpan küçük bir serçe ve onun parçalanması düşüncesiyle cız eden yüreğimiz eşliğinde pek duygusal bir röportaj yaptık nam-ı diğer Feride’yle. Okulda kabağın nasıl hep başına patladığından tutun da her yeni rol öncesi girdiği bunalımlara kadar samimi bir şekilde içini döktü İşte Genç okurlarına… Hepimizin senin Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden mezun olduğunu biliyoruz. Peki öncesi, ilkokul yıllarında nasıl bir Ezgi vardı? İstanbulluyum. İlkokul eğitiminin bir bölümünü Avrupa, bir bölümünü de Anadolu yakasında geçirdim. Özellikle Avrupa yakasındaki zor bir öğrencilik dönemiydi, çok sosyal olduğumu düşündüğüm halde ciddi bir iletişim sorunu yaşıyordum. Bir şeyler olurdu ve olay döner dolaşır benim başıma patlardı. Öğretmenlerimi de hiç sevmiyordum. Çok baskı kuruyorlardı üzerimizde. Bende izi kalmıştır bu baskıların. 88-90 yılları arasındaki hocalarıma buradan sevgilerimi iletiyorum. Dersten çok eğlencenin peşinde bir öğrenciydim. Ders dinlemeyi sevmiyorum. Hedeflerin yok muydu? Nelerin hayalini kuruyordun? Çok maymun iştahlıydım. Annem ev hanımı, babam da esnaflık yapıyordu. Orta halli bir ailede büyüdüm. Müzik yapmak istiyordum, konservatuar okuyacağım dedim. Öte yandan genetik mühendisi olacağım, yok avukat mı olsam, politikacılıkta karar verdim diye de karşılarına çıkıyordum. Ama liseyle birlikte sahne sanatlarına olan ilgimi keşfettim. Babamın aldığı gitarla MSM’nin kapısına dikildim, ama içeri girince ‘anne ben tiyatro istiyorum’ dedim. O zamandan beri de kararım değişmedi. MSM’nin kurs bölümüne kayıt yaptırdım. Çok idealist arkadaşlarım vardı sınıfta. Kursa giderken lise birinci sınıfın sonunda biz arkadaşlarla tiyatro oynamaya başlamıştık. Bilet bile satıyorduk. Bu hevesle birkaç arkadaş bir ajansa kayıt yaptırdık. Kartal Tibet’in yönettiği Karate Can adında bir dizide küçük bir iş aldık. Kartal Tibet’in setinde çalışmak büyük bir şanstı. Sonra ilk yıl MSM’nin bu kez konservatuar bölümü sınavına girdim. İlk yıl almadılar, yaşım tutmuyordu. Bu bir yılı Akademi İstanbul’da iyi isimlerden eğitimler alarak geçirdim. Merak edenler için MSM’ye nasıl girildiğini anlatabilir misin? Çok aşamalı bir sınav sistemi var. İlk kural lise mezunu olmak. YÖK’e bağlı değil, M.E.B.’na bağlı bir akademi burası. İlk sınav yetenek sınavıdır. Size bir form verilir. Bir dram, bir komedi, bir Türk yazardan oyun ve bir şiir hazırlamanızı isterler. Bunlara hazırlanırsınız ve en çok kişinin elendiği aşama ilk aşamadır. En az 10 kişiden oluşan bir jürinin karşısına çıkarsınız. Sizi sahne hocaları, ritm hocaları, psikolog, ses hocaları da izler. Birlikte karar verirler. Beden dili hocası hiç elastik olmayan bir vücudu var diyebilir, müzikle ilgilenen hoca ciddi bir kulak problemi var diyebilir. İkinci aşamada psikolog sizinle konuşur, neden bu işi yapmak istediğini, kazanamazsan ne oluru öğrenmeye çalışır. Bir sınava daha girersiniz, genel kültür sınavı. En son elene elene kalan 10 kişiyi birlikte sahneye alıp doğaçlama yaptırırlar. Bakalım nasıl birlikte çalışabiliyor mı diye. Son gün bir metin oynar herkes tek başına. Sonra deneme sınıfına başlarsınız. Sence buranın üniversiteden farkı nedir? Burada harç parası diye bir şey yoktur, okul yemeğine para ödemezsiniz. Orada esas olan sanatçı eğitimidir, en iyi şekilde donatmaktır. Deneme sınıfı aslında devam eden bir sınavdır. Ne kadar sınıf olabilmişsin diye bakarlar. Tiyatro çok kolektif bir iştir çünkü. Dört yıl eğitim alırsınız. Evinizde yaşıyormuşsunuz hissini verirler. En çok sevdiğim yönü buydu. Vizelerimiz, finallerimiz olur. Konservatuar ayarında bir akademiden mezun olmuş olursunuz. Benim bir diploma arayışım yoktu, beklentim de yoktu. Peki bu eğitimin hangi aşamasında ekranla buluştun? MSM’ye katıldığım yıl Eti Form reklamındaki tombiş kızı oynadım. 2001’deki bu reklamdan sonra bir iş teklifi geldi. Unutma Beni dizisinde oynamamı istediler. Benim için dönüm notlarından biri de bu diziydi. Hüzzam Makamı, Görünmez Adam gibi dizilerde oynadım. Sonra Hırsız Polis geldi ki bu da çok önemli benim için. Sonra Senden Başka diye bir dizi geldi. Arkasından dizi daha ve sonra da Canım Ailem dizisinde oynamam teklif edildi. Bu arada Veda filminde Fikriye’yi canlandırdım. Bu şaşalı sanat hayatı konusunda hep gençleri uyarıyorlar, sıkıntıları da çok deniliyor. Size göre bu sıkıntılar neler? Bu işin en yıpratıcı tarafı, eğer kendine dışarıdan bakamıyorsan, çok iyi olduğunu düşünüyorsan, kendinden beklentin çok çok fazlaysa, bir yerden sonra artık iş alamaz olduğunda büyük bunalım ve depresyonlara girme riskin. Çok büyük egoyla yapılan bir iş. Psikolojisi bozuk bir insana dönüşebilirsin. Çünkü yetenek dediğin her an değişebilir. Bu iş eğitimle de eğitimsiz de olacak iş değil. Sürekli bir başa dönme durumu söz konusu. Bu tür bunalımlar yaşadın mı? Ben her yeni projeye başlarken, “Allah şimdi ne yapacağım” diye bunalımlara, depresyonlara giren bir insanım. Çünkü o karakteri çıkarana kadar, o yaratım aşamasında neler olması gerektiğini çözmen lazım. Yaptığım bütün işlere özen gösteriyorum. Yaptıklarımdan çok daha fazla iş de geldi. Ama biraz şans, biraz önsezi, biraz fırsatlarla ilgili olarak en iyi insanlar, hatırı sayılır isimlerle çalıştım. Bir ara BKM Mutfak ekibiyle çalıştım. Organize İşler’de rol aldım. CNN Türk’te program asistanlığı da yaptım 18 yaşındayken. Bunalıma girdiğinde kendini nasıl motive ediyorsun? Sosyalleşme olayı bende duruyor. Eğer döneme ait bir rolse o döneme ait araştırma yapıyorum. Veda’da Latife Hanım’ı oynamadan önce resimlerine baktım, ilişkilerini inceledim, hayaller kurdum, ben olsam ne yapardım diye şekillendirdim. Feride’ye hazırlanırken de ambulans hemşirelerinin yapması gerekenleri öğrendim. Ambulans içinde neyin nerede olduğunu çok iyi çalıştım. Öncesinde karakterlerle ilgili detaylı bilgiler bize gelmişti, buna çalıştım. Üzerine çok çalışma yaptık, provalar yaptık. Uğur Yücel’le çalışmak nasıl? Uğur Yücel faktörü bizim için çok önemli. Muhteşem bir oyuncu koçu olduğunu düşünüyorum. O bir hatırlatma ya da uyarı yapacaksa bunu çok kibar bir şekilde yapıyor. Örneğin ‘hiç şöyle bir şey yaşamış mıydın?’ gibi hatırlatmalarla kafanızda bir şimşek çakmasına neden oluyor. Hiç hissettirmeden koçluk yapıyor. Geçmişten ya da bugünden rol model olarak seçtiğin biri var mı? Yok. Beğendiğim çok oyuncu var ama yerinde olmak istediğim kimse yok. Ben benden ne çıkar biliyorum. Birine benzemek yerine benden nasıl bir malzeme çıkar diye düşünüp oldum olası buna konsantre oldum. Bu rol bana özgü nasıl olur diye düşünürüm. Tarzını anlatan kelimeler neler? Normalde algım çok dağınıktır ama oyun sırasında güçlü konsantrasyon yakalamaya çalışıyorum. Samimi olmasını isterim karakterin. Her ne olursa olsun, sanki gizli bir kamera varmış gibi, kendiliğinden, zorlamadan, çalışılmamış gibi bir oyun ortaya çıkmasını isterim. Böyle hissettirmeye çalışırım. Bir seri katili de oynasam böyle olsun isterim. Çok oynamak istediğiniz bir rol var mı? Seri katili oynamayı çok isterim, pavyon kadınını oynamayı isterim. Roller konusunda çok aç gözlüyüm. Beni zorlasın, heyecanlandırsın, o rolü çıkarmam için inatlaşabileceğim işler isterim. Hız tutkunu Genelde hafta sonları bile çalışıyorum, boş vakitlerimi ise evde geçirmeyi çok seviyorum. Arkadaşlarım dışarı çağırdığında onlara siz bana gelin ne istiyorsanız yaparım diye tekliflerim olur. Güzel yemek yaparım, yemeyi de severim. Yemeklerim beğenilir. Hatta televizyonda bir yemek programı yapmayı düşünüyorum. Eğer dışarı çıkıyorsak, kahvaltı için deniz kenarında olmaktan keyif alırım. Pembe bir Vespa’m var. Binmeyi, hız yapmayı çok seviyorum. Araba kullanmaya bayılıyorum. Arabaları takip etmeye çalışıyorum. Subaru Impreza 1.5 var. Performans arabalarına, modifiyeli araçlara meraklıyım. Esprili arabaları seviyorum. Örneğin havalı korna taktırmak isterdim. “Sezen Aksu süt annem” Müziği çok seviyorum ama Sezen Aksu benim hayatımda çok büyük yer kaplıyor. İlkokulda arkadaşlarımı Sezen Aksu’nun benim süt annem olduğuna inandırmaya çalışıyordum. Bunu kendisiyle de paylaştım, çok güldü. Bana göre Sezen Aksu cinsiyetten öte bir kadın. Başka bir yerde. Dost meclisinde sözü dinlenen, saygı gören ermişler vardır ya öyle bir yerde görüyorum ben onu. Onun huzura ermiş bir kafayla şarkılarını söylemesi beni de dinlendiriyor. Araba kullanırken bazen agresif olabiliyorum, böyle zamanlarda hemen Sezen Aksu CD’si koyup sakinleşiyorum.