Nurettin Özdoğan: Turuncu kıravat
Sınav soruları fıkralardan çıksın!
Arkadaslar size iki fıkra anlatacağım. Bu fıkradan sonra da bir soru soracağım. Bir vize sorusu olarak kabul edin lütfen
Fıkraların biri Temel’li biri Temel’siz. Önce Temel’siz olandan başlayacağım.
Adamın biri lokantanın camında şöyle bir ilan görür: "İstediğiniz kadar yeyin. Hesabı torununuz ödesin." Adam bedavayı çok sevdiği için merak edip içeri girer. Bir masaya oturup garsonu bekler. Bir süre sonra garson yanına gelir. Adam yemek siparişi vermeden önce merakını gidermek için camda yazan ödeme işinin nasıl olduğunu sorar.
Garson açıklama yapar: "Biz bu işi yüz yıldır yapıyoruz efendim. Daha sonra torununuzu buluyoruz ve yediğiniz yemeğin ücretini torununuzdan tahsil ediyoruz." Garsonun açıklaması adamın hoşuna gider.
Oturduğu masada kendisine bir güzel ziyafet çeker. Masasından kalkmak için doğrulacağı sırada garson yanına gelerek önüne tabak içinde bir fatura bırakır. Adam tabii şaşırır: "Bu fatura nedir yahu, hani hesabı torunum ödeyecekti?" diye sorar. Garson adamın yüzüne gülerek şöyle der: "Efendim, hesabı torununuz ödeyecek. Ama bu dedenizin hesabı!
Şimdi de Temel’li olan fıkrayı anlatacağım.
Ekonomik kriz yüzünden büyük para sorunu olan Temel, çocuk kaçırıp fidye istemeye karar vermiş. Şehrin büyük bir parkında çocuğun birini gözüne kestirmiş. Önce bir not yazmış: "Çocuğunu kaçırdım. Bunu yaptığım için üzgünüm ama kusura bakma çünkü gerçekten paraya ihtiyacım var. Yarın sabah saat yedide falanca parktaki filanca ağacın altına 10 milyar getir. İmza: "Temel."
Çocuğun yanına gitmiş, notu çocuğun ceketinin iç cebine koyup, doğruca evine gitmesini ve notu babasına göstermesini söylemiş. Ertesi sabah parka geldiğinde söylediği ağacın altında, 10 milyar olan emaneti bulmuş. Başka bir notla birlikte: "Paran burada ama bir uşağın hemşerisine böyle bir şey yapmasına çok kırıldım! İmza: "Dursun.
Sorum şu; Hangi fıkra Facebook’tan daha hızlı yayılır? Temel’li olan mı Temel’siz olan mı? Soruyu ıspatlayarak getirin lütfen.
Burs arama taktikleri
Öncelikle bursun tanımını yapmakla işe başlayalım. Burs, bir öğrencinin hayatı boyunca en çok ihtiyaç duyacağı şeylerden biridir. Faydalıdır. Aç karnına iyi gider...
İlk iş Internet’ten (google’da burs diye arattıranlar kulübü) ya da arkadaşlardan “burs veren kurumlar” listesi edinilir. Öğrenci ya telefon açar ya da elinde liste kapı kapı dolaşır: “Pardon! Burs başvurusu yapacaktım da!” Moral bozmak gibi olmasın ama muhtemel cevap, “Bu sene burs vermiyoruz.” yahut “Cama astık, oradan şartlara bakarsın!” olacaktır.
Çömez üniversiteliler pardon yeni üniversiteye başlayan öğrenciler için burs mevzuu çok su götüren bir konudur. Hani beş erkek bir araya geldiğinde konuşulacak konular bellidir ya. Üniversiteye yeni başlayan öğrenciler için de benzer bir durum var. Yani bu öğrenciler bir araya geldiğinde muhabbet genellikle burstan başlar: “Abi benim bir tanıdığım var, kendisi çok sağlam burs alıyor.” Siz siz olun bunlara çok prim vermeyin.
Burs arayanlar ikiye ayrılır: 1) Normal burs arayan öğrenciler, 2) Açıkgöz burs arayan öğrenciler. Açıkgöz burs arayan öğrenciler yanında sürekli öğrenci belgesi, vesikalık fotoğraf, nüfus kayıt örneği falan bulundurur. Zira bu öğrenciler heran karşılarına bir burs fırsatı çıkacağını düşünürler. Hatırlatırım, bursların son başvuru tarihi çok mühimdir.
Türkiye’de burs aramak da bir dert. Ya torpilin olacak ya da burs veren kurumu ikna etmen gerekecek. Üniversite öğrencileri ikna etme olayını yanlış anlıyor. Mesela genellikle öğrenci milleti bir burs mülakatına gittiğinde acıların çocuğu Küçük Emrah’ı oynamak için elinden geleni yapar. Görüşmeye gitmeden önce en yırtık pırtık (biraz abarttım galiba), paspal elbiselerini giyer. Sebep? Mülakatı yapan kişi, kendisine acıyıp burs versin diye. Ee Yanlış.
nurettin@dekatlonbuzz.com



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin