Yasemin Salih: Akademisyenlerin de Öğretmenler Günü kutlu olsun
Üniversiteye adım attığın anda gençlik bayramları (23 Nisan’ı zaten saymıyorum), önemli haftalar, günler asırlar öncesinde kalmış gibi gelir insana...
Bu nedenle bir hatırlatayım dedim, geçtiğimiz hafta bütün okullarda Öğretmenler Günü kutlandı. Kimi okullarda törenler yapıldı, kimilerinde (güya sürpriz) kokteyller düzenlendi. Hemen ertesi gün de devlet memurlarının katıldığı genel greve öğretmenler de katıldı, birçok okulda dersler boş geçti. “Öğretmen” kelimesi zaten uzun zamandır hayatımızdan çıkmıştı. Bizim “hoca”lar başka bir düzlemdeymiş gibi geliyor üniversitedeyken.
Geçtiğimiz haftalarda bir akademisyenden mail aldım. Biraz içerlemiş bir şekilde şunları söylüyordu: “Üniversitelerde sorunları olan sadece öğrenciler değil, öğretim görevlilerinin de sıkıntıları var. Neden bunlara da değinmiyorsunuz?” Haklı elbette, öğrenci gözlüğüyle baktığımızda “sert”, “gıcık”, “kızları sevmeyen hoca” yok “erkeklere daha iyi davranan hoca”, “demode giyinen hoca” ve daha sayamayacağım türlü benzetmelerle anıyoruz
öğretim görevlilerini. Bir gün de “O’nun da bir kariyeri var, derdi nedir?” diye soruyor musunuz? Şaka bir yana onlar da son aylarda “hakları” için ciddi bir mücadele içinde.
Okulu bitirdikten sonra kaçınız akademisyen olarak okulda kalmayı ya da farklı üniversitelerde “profesyonel öğrenci” sıfatıyla kariyer yapmayı planlıyor bilmiyorum. 2008 rakamlarına göre Türkiye’deki üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarının yüzde 45’i araştırma görevlisi unvanı taşıyor. Ve tam 73 bin 724 öğretim görevlisi var Türkiye’de. Araştırma görevlileri (bu hesapla yaklaşık 33 bin kişi civarında) bildiğiniz gibi üniversitelerin temel taşlarından. Gelecekteki profesörlerimiz onlar. Peki ne için mücadele veriyorlar? Yasal statüye bakıldığında araştırma görevlilerinin kadrolu çalışan olma garantileri bulunmuyor. Ücretleri de birçok mesleğe göre çok düşük seviyelerde (7/1 diye tabir edilen statüdeki bir araştırma görevlisinin aylık kazancı bin 470 TL). Üniversite ve YÖK’ün karar mekanizmalarında temsil ve söz hakları olmadığına değinmiyorum bile.
Rahatlıkla araştırma yapmak, bilim adına doğrunun peşinde koşmaları için kendilerine güvenmeleri gerekirken “ya kovulursam” korkusuyla çoğu zaman seslerini bile çıkaramıyorlar.
Araştırma görevlilerine göre en önemli sorunları 50/d. Ne mi 50/d? Araştırma görevlilerinin tabi olduğu yasa maddesi. Bu kadrodaki bilim insanlarının sıkıntısı, tezlerinin bitiminde üniversiteyle ilişkilerinin kesilmesi. Yani tezi bittiğinde işsiz kalacağını biliyor. Kalıcı kadro olan 33/a’ya atanmak için yeniden sınava girmek zorunda. Bu sorunun giderilmesi için birçok görüşme yapılıyor. Bazı üniversitelerde bireysel kararlar alarak kadro açan rektörlere sert uyarılar çekiliyor. Konu YÖK’e taşınmış, durumun düzeltilmesi bekleniyor. Ne mi istiyorlar, yıllarca araştırma yapıp ve özel sektörden ayrı kaldıktan sonra üniversitede iş garantisi ve hayatını daha iyi standartlarda sürdürebileceği bir ücret.
Öğrencilerle en yakın teması araştırma görevlileri kuruyor. Bu ortamda ne yeni bilgi geliştirme ne de üniversite öğrencilerini özgün yetiştirme motivasyonu bulmaları mümkün. Öğretmenler Günü vesilesiyle büyülü empati sopasını bir de araştırma görevlilerinin omzuna dokunduralım istedim.
İyi haftalar
(Yasemin Salih – 30.11.09)



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin