Yasemin Salih: Aynası iştir kişinin...
Sezonun ilk sayısında, keyifli bir yaz tatili sonrası iç açıcı bir “merhaba” diyerek başlayalım. Ama bu merhabanın içinde küçük de olsa bir çekimserlik, bir burukluk var.
Kolay değil, bütün sınavların şaibe altına alındığı, hesapların bozulduğu bir yaz geçirdik. Sizi bilmem ama pek çok kişiye keyif vermedi bu yaz. Tam tersine aylarca çalışıp girdikleri ve bir şekilde atlattıkları Kamu Personeli Seçme Sınavı’nın ertelenmesi birçok yeni mezuna “dejavu” niteliğinde günler yaşatıyor hala…
Bu yüzden “merhaba”mız biraz buruk. Bütün yıl boyunca (çoğunlukla) okudukları ilde KPSS sınavına hazırlanan yeni mezunlar, şimdi yeniden yollara düşüp o illere gidecek ve yeniden sınav stresi yaşayacak. Bu yıl aynı sınava girecek son sınıf öğrencileri içinse büyük bir “belirsizlik” hala varlığını koruyor. Anne-babaların “en garantili iş” diyerek çocuklarını kapısından girmeye zorladığı kamu sektörü -daha ne kadar kaliteli hizmet verdiği tartışılırken- sınav süreciyle sırtımızı yaslayacağımız çok da “güvenli bir dağ” olmadığını gösterdi. Elbette bu o kapıdan girmek isteyenler için caydırıcı bir olay değil hala, önümüzdeki KPSS’ye de binlerce gencin gireceğinden, daha şimdiden dershanelere kaydolup çalışmaya başladıklarından eminim.
Çünkü “yapılması gerekeni yap da kısmetinde varsa olur” düşüncesine dayanan bir istihdam planı var kafalarda. Koca bir son yıl KPSS derdi yüzünden stajdan yoksun, iş deneyiminden yoksun geçiyor, dershanelerin kapısı aşındırılıyor ve sonuç “hadi, yine,yeniden” oluyor. Oysa iki aylık bir iş deneyimi bile önünüze kariyeriniz için çok daha “sağlam” kapılar açabilir.
Öte yandan bu yıl ilk yılını yaşayan üniversiteli arkadaşlarımız için de durum hiç kolay değil. Öncelikle LGS sınavının da imajı bir daha kolay kolay düzelemeyecek şekilde zedelendi. Bu “kopya” olayı belki de merkezi sınav sisteminin ortadan kalkmasına yol açan bir takım kararların başlangıcı olacak. Ama birinci sınıfa başlayan yeni arkadaşlarımız –özellikle istediği bölüme girememişse- kaderin kurbanı olarak görüyor kendini.
Bunca üniversite hatta bunca üniversite şehri dururken hala bulunduğu şehrin dışında okuyan öğrenciler için barınma sorunu çözülmüş değil. Bin kilometre uzaktan gelen bir öğrenci Kredi Yurtlar Kurumu’na başvurup bininci yedek olabilirken, sadece iki saat uzaktaki bir öğrenci “asil” listeden fakültesine en yakın yurtta yatağına uzanabiliyor. Bu “hak” neye, hangi kritere göre veriliyor? Elbette aklımıza gelen bir yanıt var ama neyse…
Ama öyle her şey çok kötü değil bu dünyada canım. Bir kere elinizde tuttuğunuz “İşte Genç” gibi bir gazeteniz var. Biz burada gerçekten her yönüyle sizin gözünüzden hayata bakmaya çalışıyoruz. Gözden kaçırdıklarımızı fark ettirmeniz için de her zamanki gibi yazılarınızı ve maillerinizi kesmemenizi istiyoruz.
Hadi yeni dönem hepimize başarı ve şans getirsin.



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin