Yasemin Salih: Doğru cevap için doğru soru
Her zaman merak ettiğiniz bir konu ya da yanıtını bulduğunuz takdirde hayatınıza katkı sağlayacağını düşündüğünüz bir bilinmez hakkında sizi aydınlatacak önemli bir fırsat yakaladığınızı düşünün… Şu andaki durumumuzu göz önünde bulundurursak bu, mesleğimizle ilgili hayal ettiğimiz şirkete girmenin püf noktası ya da bizi kariyer basamaklarında hızla yükselteceğini düşündüğümüz bir tüyo olabilir. Aklınıza ne geliyorsa işte… Kafamızı kurcalayan binlerce kurttan birini ortadan kaldıracak bir kaynak çıksa karşımıza. Bir uzman, -bu kelimeyi sevmem ama- bir guruyla karşılaştığınızı hayal edin.
Kısa bir an, ondan alacağınız en etkin bilgi ne olabilir? O anı en verimli nasıl değerlendirebilirsiniz? Boş bir anımızda binlerce yöntem ya da can alıcı soru gelebilir aklımıza ama gerçekten karşılaştığımızda genellikle hazırlıksız yakalanırız.
Bir türlü gereken soruyu, gereken ses tonlamasında ve etki yaratarak soramayız.
Aslında bugünün şartlarında birçok öğrenci bu fırsatı yakalıyor. Öğrenci kulüplerinin düzenlediği seminerlere birçok işadamı, üst düzey yönetici, hatta yabancı uzman bile katılıyor. Bakanlar, milletvekilleri, üst kurul başkanları, hatta başbakanların bile gittiği üniversite organizasyonları var. Ama bütün bunlar öyle bir hal aldı ki, yararlanılacak bir fırsattan çok izlenmesi zorunlu angaryalar olarak algılanıyor.
Başka fırsatlar da çıkıyor öğrencilerin karşısına… Şirketlerin düzenlediği tanıtım gezileri, workshoplar, sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği iş dünyası turları… Bütün bunlardan işe yarar bilgilerle, kariyerini değiştirecek tüyolarla ayrılan kaç öğrenci tanıyorsunuz. Hatta bu fırsatlara İşte Genç’in düzenlediği Yüksek İrtifa toplantılarını bile ekleyebiliriz.
Katıldığım toplantılardan edindiğim izlenimlere dayanarak söyleyebilirim ki, bu fırsatlardan hayal kırıklığı ve eli boş dönmemizin en önemli nedenlerinden biri doğru soruyu soramamak. Sorgulamak, işe yarar soru sormak alt yapımızda yok. Bugüne kadar ki eğitim sürecinde bize verilen bir beceri değil.
Önemli birinin karşısında kendimizi tanıtmayı bile tam olarak beceremiyoruz. Bunu en iyi üniversitelerde okuyan öğrenciler için bile söyleyebilirim. Belli bir mevki size “işte karşındayım hadi benden yararlan” düşüncesiyle deneyimlerini açtığında sorulabilecek doğru soruyu bırakın, ona nasıl hitap edeceğimizi bile tam kavrayamıyoruz. Yönetici samimi, alçakgönüllü davrandığında hemen kantindeki arkadaşla konuşma moduna girme eğilimi çok fazla. Bunu görünce “siz”den hemen “sen”e dönebiliyoruz. Sorularımız ise bize yararlı olmaktan çok yöneticiyi köşeye sıkıştırma, “torpille buralara geldiğini hepimiz biliyoruz” havasını karşı tarafa hissettirme amacı taşıyabiliyor. Yönetici mesafe koyduğunda ise ya hiç soru sormuyor ya da panikten lafı uzatıp istediklerimizi aktarmaktan uzaklaşıyoruz. Sonuçta değerli bir beyin ve deneyim sahibinden yararlanamadan bu fırsatı kaçırıyoruz.
Hatta daha ileri gidip bu saydıklarımı ilk beşe giren üniversitelerin öğrencilerinde daha çok gördüğümü söyleyebilirim. İki türlü eğilim var: Ya “benim sana ihtiyacım yok” ya da “eyvah ağzımdan yanlış bir şey çıkacak” tavrı içindeler.
Oysa diğer üniversitelerin öğrencilerinde “fırsat bu fırsattır” düşüncesiyle karşılarındaki kaynaktan kısa sürede en çok işe yarar bilgileri alma cesaretini daha çok görüyorum.
Bunu uluslararası bir kariyer şirketinin yöneticisiyle paylaştığımda, o da aynı kanıda olduğunu söyledi.
Peki bu işin doğru yolu nedir? Öncelikle karşınızdaki kim olursa olsun, size karşı tutumu nasıl olursa olsun “saygı” sınırlarından ayrılmayın. Kendinizi onun yerine koyun ve canavar gibi üniversite gençliğinin karşısında olduğunuzu varsayın. O da bir insan sonuçta.
İkincisi sorularınız mutlaka o kişiyi onure etsin demiyorum ama haddinizi aşacak kadar rahatsız edici, imalarda bulunucu sorular sormayın. Bu sizin amacınız değil. Hedefiniz kaynaktan maksimum faydalanmak olmalı. Gerçekten işinize yarayacak soruyu sorun.
Benden söylemesi…
(Yasemin Salih – 21.12.09)



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin