Nurettin Özdoğan: Google yoluyla iş bulma taktiği
İşte Genç'i geçen yıldan beri takip edenler beni tanır. Onlara buradan selam çakıyor, istikrarlarından dolayı “helal olsun” diyorum. Yeni gelenlere ise “Zamanla tanırsınız, tanımazsanız da hayatınızda birşey değişmez” demekten başka birşey demiyorum.
Bu dönem, kısa yoldan nasıl zengin olunur, nasıl vole vurulur, nasıl daha başarılı gözüküp karizmatik olunur gibi hayati konulardan bahsedeceğim.
Yazı yazdığım günün halet-i ruhiyesine göre değişecek ama mümkün olduğu kadar ciddi yazılar yazmayı düşünmüyorum. Zira üç yıllık köşe yazarlığı tecrübemde ciddi yazıların okunmadığına defalarca şahit oldum. O bakımdan mümkün olduğu kadar hap yazılar yazacağım.
Tıraşı keselim, size Google üzerinden nasıl iş bulunur, onu anlatayım. Daha doğrusu Alec Brownstein adlı genç bir vatandaşın basit bir fikirle dört şirketten nasıl iş teklifi almayı becerdiğini konuşalım.
Herkes kendi hakkında neler yazıldığını ve nerelerde çıktığını kontrol etmek için ismini muhakkak Google’da aratır. Hele iş adamları ve ünlü şahsiyetlerin büyük bir kısmında kendini Google’da aratma hastalığı vardır. Alec Brownstein akıllısı da bunu düşünerek dahice bir fikir buluyor.
Alec, New York’daki en büyük altı ajansının CEO’sunun isimlerini buluyor. Onların ismine altı dolara Google’da reklam veriyor. Reklamda “Beni işe alırsanız, ajansınız kazanır” diyerek hazırladığı CV’nin web adresini veriyor.
Haliyle reklam ajanslarının CEO’ları kendi adlarını Google’da arattıklarında Alec’in reklamı en üstte çıkıyor ve onların dikkatini çekiyor. En azından “Kim bu deli?” diyerek Alec’in CV’sine bakıyorlar.
Aralarında dört CEO Alec’i mülakata çağırıyor. Görüşmelerin sonunda dünyanın en büyük reklam ajanslarından biri olan Y&R’in CEO’su Alec’e iş teklifi ediyor. Ve Alec orada çalışmaya başlıyor!
Ben taktiği verdim, yaparsınız yapmazsınız gerisi size kalmış. Bu şekilde işe girerseniz lütfen haberim olsun. Hem Alec’ten ne farkınız var.
Beş dolar nasıl 650 dolar yapılır?
Dediğim gibi bu köşenin önemli konularından biri, “Nasıl voleyi vurursun?” Bir hikaye anlatacağım size.
Stanford Üniversitesi’nde bir hoca sınıfta dört-altı kişilik 14 takım oluşturuyor. Hoca her takıma içinde beş dolar olan bir zarf dağıtıyor. İki saat içinde beş doları en fazla değere ulaştıran takım kazanacak.
Takımların çarşamba akşamından pazar gecesine kadar zamanları var. İstedikleri kadar düşünmek, plan yapmak serbest. Tek bir şart var, parayı zarf açtıktan itibaren ik saat içinde harcamak zorundalar.
Pazartesi günü her bir takım, üç dakika sunum yapar. Bir grup, nasıl para kazandığını anlatır, bir grup da nasıl çuvalladığını. En fazla kazanan takım sunuma 650 dolarla gelmiş. Bütün takımların ortalama kazançları ise 200 dolar.
Peki, kazanan takım 650 doları nasıl yapmış, merak ediyor musunuz? Anlatayım da feyz alın. Pazartesi yaptıkları sunumlarını Stanford öğrencilerine ulaşmak isteyen bir İnsan Kaynakları şirketine satıyor. Yani bu şirketin logosunu 650 dolar karşılığında sunumlarına koyuyorlar. Türkçesi, basit bir fikirle beş doları kullanmaya bile gerek duymamışlar.
Hoca sunumların sonunda bir istatistik yayınlamış. Şaşırtıcı bir şekilde en çok para kazanan takımlar, beş doları kullanmayanlarmış. Hangi takım, zarftaki beş dolara odaklanırsa değer yaratamayıp orada kalıyormuş.
Bu basit ödevde çok güçlü bir mesaj var. İnsan elindeki kısıtlı kaynağa odaklanırsa ve bunu bahane olarak kullanırsa büyük resmi göremez, orada kalır.
Ha bu arada Stanford dünyanın en çok milyoner yetiştiren okulu. Bu tür ödevlerle öğrencilerin girişimci kaslarını geliştiriyor okul. E boşuna Stanford olunmuyor. Bizde olsa böyle bir ödevi ciddiye bile almayız.
Nurettin Özdoğan
nurettin@dekatlonbuzz.com



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin