Yasemin Salih: Kaybedeni de kazananı da belli olmayan sınav: YGS
Bugünlerde evimizde bir sevinç var… Öğrendik ki artık Anadolu liselerine giriş sınavı yeniden sekizinci sınıf öğrencileri için yapılacakmış. Altı ve yedinci sınıflarda da girmek gerekmiyor bu sınavlara. Geçen yıl altıncı sınıfta olan oğlumun sınavdan çıkmasını beklerken çocuklardan biri kısa süre sonra bahçeye çıkmıştı. Belli ki çıkılmaması gereken süre dolar dolmaz kendini dışarı atmış. Annesi bir telaşla “neden çıktın oğlum?” diye koştu hemen çocuğun yanına. Bizimki gayet saf bakışlarla “arkadaşlar çıkıyordu, ben de çıktım” diye yanıtladı annesini. Bu bize o kadar normal geldi ki… Çünkü daha altıncı sınıftaki bir çocuk o. Kafası bütün yıl okul ve dershane arasında davul olmuş, algıları zayıflamış, bıkmış, tiksinmiş sınav denen şeyden. Bizim sevincimiz ise bu yıl dördüncü sınıfı bitirecek olan küçük oğlumun –eğer yeniden karar değiştirmezlerse- daha dört yıl boyunca sınav stresinden uzak kalacak olmasınaydı.
Bu kadar küçükken yatırım yapılması gereken bir durum da yok ortada bence. Çünkü bitmek bilmiyor bu çile. Baksanıza üniversite sınav sistemi yeniden değişti. Her yıl başka bir yöntem deniyorlar da bu sınavı artık ortadan kaldırmak akıllarına gelmiyor.
Dünyada sadece dört ülkede üniversitelere merkezi sınavla girildiğini biliyor muydunuz? Japonya, Güney Kore, İsrail ve Türkiye’de böyle bir sistem var. Diğer üç ülkede sistemi bu kadar sık güncelleyip güncellemediklerini bilmiyorum. En temel politikalardan biri olması gereken eğitim, başka hangi ülkede bu kadar bariz laboratuar muamelesi görüyordur bunu da bilmiyorum.
Her yıl üniversite sınavıyla hayatı kararan ya da şeytanın bacağını kırdığını düşünen gençler, onların da ötesinde aileler var hepimiz gözlemliyoruz. Sizi bilmem ama kazananı bile mutlu etmeyen bir sınav olduğunu görüyorum ben bu gözlemlerimde. Baştan sona sıkıntılı bir süreç anlayacağınız.
Peki kim kazanıyor? Sizin de aklınıza gelen herkesin gördüğü köyü işaret etmeme gerek yok belki. Sadece şöyle bir rakam vereyim: İŞKUR’un 2008 verilerine göre dört binden fazla dershane var Türkiye’de. Lise sayısı ise 3 bin 690. Biri gerekliyse öbürü neden var değil mi?
Diğer taraftan bütün maddi manevi yatırımları yapıp üniversiteden mezun olan gençler ne kazanıyor? Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) “Türkiye 2008 İnsani Gelişme Raporu”na göre genç işsiz oranında 177 ülke arasında 10’uncu sıradayız. Genç nüfusta işsizlik oranı 0.8 puan artışla yüzde 19'a çıktı. Sadece geçtiğimiz Eylül ayında 19 bin üniversite mezunu genç işsiz olarak kayıtlara geçmiş. Yüksek okul mezunları arasındaki işsiz sayısı 395 bine ulaştı.
Bu kadar iç karartıcı bir yazı planlamıyordum aslında. Başlangıç cümlem de sevinç içeriyordu ancak oğullarımdan yola çıkıp çevremdeki gençlere bakınca bu çıkmaz sokağa daha çok dikkat çekilmesi gerektiğini söylemeden yapamıyorum. Böylesine bir güç barındıran gençler, kaderlerini daha sıkı kendi ellerinde hissetmeli, bunun için sesini duyurmalı… Siz ne dersiniz?
(Yasemin Salih – 17.05.10)



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin