Konuk Yazar: Çağlar Çabuk
Taşlı patika bir yoldan, kimi zaman sağanak yağmurların, kimi zaman yakıcı güneşin altında yorgunluktan tükenmiş bir halde ilerliyorsun.
işte genç – 11.05.09Orman ve Sen
Taşlı patika bir yoldan, kimi zaman sağanak yağmurların, kimi zaman yakıcı güneşin altında yorgunluktan tükenmiş bir halde ilerliyorsun. Ormanın ağzındasın, çok tatlı bir rüzgâr okşuyor yanaklarını, içinde olmayı çok istediğin bu büyük ormana artık ayak basmak üzeresin. İçindeki mutluluk öylesine büyük ki, ormandaki her bir canlıyla bu sevinci paylaşmak ve ne kadar zorlu engelleri aşıp bu büyük ormana ulaştığını anlatmak istiyorsun. Sen çok önemlisin, çok değerlisin.
Orman başlangıçta yabancıyken, giderek daha tanıdık, daha bildik oluyor. Ormandaki ağaçların kimiyle çok iyi anlaşıyorsun, kimiyse seni pek dikkate almıyor. Bir süre sonra büyük ve yaşlı ağaçların bazıları seni eleştirmeye, ormana girme sebebini unuttuğunu hatırlatmaya ve buranın kuralları olduğunu söylemeye başlıyor. Bunlar seni hem tedirgin ediyor hem de gölgesini çok sevdiğin ağaçların altında, yeni tanıştığın arkadaşlarınla vakit geçirmenin keyfini bozuyor. Üstelik bu deneyimli ağaçların ormanda kalabilmen için seni zaman zaman sınava çektiği günler oluyor. Ama bahar gelip kuşların cıvıldadığı, dalların yeşerip, rengârenk çiçeklerin açtığı dönemlerde dikkatinin dağıldığı zamanlar da oluyor değil mi? Ya da yalnız kalmak istediğin, sorumlulukları, görevleri bir kenara koyuvermek istediğin zamanlar…
Ayaklarının yerden yükseldiğini hissediyorsun. Yavaş yavaş ağaçların boyu hizasına erişiyorsun, bitmiyor daha da yukarıya doğru süzülüyorsun. Şimdi tanıdığın her bir ağaç, her bir kuş ufacık olmaya başlıyor. Yaşlı ve deneyimli ağaçlar da öyle. İçindeyken detaylarında kaybolup, kimi zaman “ben buraya neden gelmiştim” dediğin ormana yukarıdan kuşbakışı bakıyorsun. “Bir dakika şu karşıdaki de ne öyle?” diyorsun. Evet, yanılmıyorsun, gördüğün şey ormana gelme sebebinin ta kendisi. Ulaşmak istediğin hedefin o, olmak istediğin sen.
Ama hala uzakta!..
Ona ulaşmak için ormanı geçmen yetmedi, ırmağı aşman, dağları tırmanman ve inişli-çıkışlı, virajlı engebeli uzun bir yolu kat etmen gerekiyor.
Bir an için düş kırıklığı duyar gibi oluyorsun ama çabuk topluyorsun kendini.
Öyleyse öyle. Ormanı aşan, dağları, ovaları, ırmakları da aşar.
Hem sen ormanın kıyısındaki o eski çekingen genç değilsin artık. Yolunu arayıp bulurken yönünü kaybetmemeyi, unutmamayı da öğrendin, bunun yöntemlerini de geliştirdin kendince.
Değil mi?



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin