Yasemin Salih: Üniversiteler hangi zamanda koşuyor?
Bu ülkede eğitim sisteminin şurasını burasını eleştirmek artık çok sıkıcı ve çevreyi sıkan bir mevzu haline geldi. Söylenecek çok şey var ama en baba tartışma ortamlarında yapılan yorumlar bile ipe un sermeden başka işe yaramıyor. Bir düşünsenize hayatımızın –anaokulunu da sayarsak- yaklaşık 17 yılı resmi eğitim çarkının içinde geçmesine rağmen her dönemin ardından bir diğer level’a geçmek için resmi sistemin dışında bir yerlerden destek almamız gerekiyor. İlkokulu bitirirken iyi bir devlet lisesine girebilmek için ya da lisenin ardından sınıf atlamak üzere iyi bir üniversiteden içeri girebilmek için dershaneye gitmemiz gerekiyor. Üniversiteyi okurken daha rahat iş bulabilmek umuduyla sıradan bir üniversitenin veremediği yabancı dili öğrenmek üzere ya da o meslekle ilgili iş hayatında işimize yarayacak ek becerileri kazanmak için de kurslara başvurmak zorunda kalıyoruz.
Sistem analistliği konusunda eğitim veren bir teknoloji kursunun sahibi, mühendislik öğrencilerinin de kursiyerleri arasında olduğunu söylediğinde “peki neden?” diye sormuştum. Aldığım yanıt çok canımı sıkmıştı: “Çünkü teknik üniversitelerin bilgisayar ve elektronik mühendisliği gibi bölümlerinde çok iyi teknik elemanlar yetiştiriliyor ancak zamanın gerisinde kalıyorlar. Öğrenci dört yılda okulu bitirene kadar teknoloji dünyası 25 yıl ileri gitmiş oluyor ve yeni mezun buna ayak uyduramayan bir eğitim almış oluyor.”
Benzer durum turizm sektöründe de var. Dünyanın en beğenilen otelleri sıralamasında hep ilk 10’a giren Türk otelleri uluslararası standartlarda yönetici bulamamaktan şikayetçi. Oysa o kadar çok sayıda turizm meslek yüksek okulu ve fakültesi var ki. Ama turizm konusunda insan kaynakları danışmanlığı yapan bir uzmana göre, tüm bu okullardaki eğitimler çağın çok gerisinde kalıyor. Örneğin bir Cornell Üniversitesi’ndeki eğitimin Türkiye’ye taşınması gerektiğini söylemişti bu uzman. Nedenini de şöyle açıklamıştı: “Turizmdeki yeni konseptler konusunda yetersiz elemanlar yetişiyor. Öğrenciler, finans, gayrimenkul geliştirme, yönetim konularında yetersiz kalıyor. Varlık yönetimini, bütçe planlamasını da bilen elemanlar yetişmesi lazım.”
Turizmde yetişmiş eleman sıkıntısı sadece üniversite müfredatıyla ilgili değil. Bu alanda stajyerlik sisteminin de sorgulanması gerekiyor. Yasal olarak devlet, liselerden gelen stajyerlerin sigortalarını ödüyor, öğrenciler bu açıdan şirkete yük olmuyorlar. Ama aynı kural yüksek okul ve lisans öğrencileri için geçerli değil. Sigorta maliyetini stajyer çalıştıran kurumun karşılaması gerekiyor. Öyle olunca da şirketler bu öğrencileri stajyer olarak kabul etmek istemiyorlar.
Tüm bu eksikliklerin ve çarpık politikaların ceremesini mesleğe yeni atılacak gençler çekiyor maalesef. Girdikleri sektörde okuldan edindikleri bilgilerle “kalifiye” sayılmıyorlar. Eğer şansları varsa ya da iyi ilişkilere sahiplerse staj dönemleri “faydalı” geçiyor. Yine şansları devam ediyorsa, girdikleri şirket eğitimlerine katkıda bulunuyor, gelişimleri için mesleki eğitimler organize ediyor onlar için. Ama bütün bu şanslı grup, okyanusta küçücük bir adayı bile oluşturmuyor. Peki ya geri kalanı? Onların sorumluluğunu kim üstlenecek?
(Yasemin Salih – 03.05.10)



del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yahoo
Yorumunuzu Ekleyin