Ana Sayfa | Yüksek İrtifa | “Boğaziçi'ne geldiler ve 6 kişiyi işe aldılar”

Bölümler


“Boğaziçi'ne geldiler ve 6 kişiyi işe aldılar”

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
“Boğaziçi'ne geldiler ve 6 kişiyi işe aldılar”

Ernst&Young Türkiye Genel Müdürü Osman Dinçbaş’ı 25 yıl öncesine götürdük. Okul yıllarında Boğaziçi Üniversitesi’nde üç kulüpte birden rol alan Dinçbaş, “süper bir öğrenci değildim” diyor.

 “Denetim alanına, hatta denetçilere karşı bir önyargım vardı. Bu söyleşide, önyargılarımın tam tersi bir denetçi tanıdım…”
Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs. Süper güneşli bir nisan havası var dışarıda. İşletme Kulübu’nden içeri giriyoruz. Şirin bir kedi ziyaretçilere alışık olduğunu belli edercesine sırnaşıyor. Kulübün üyeleri Onur, Eda, Uğurcan, Merve, Atıl ve diğerleri bir yandan heyecanlı bir yandan mahçup,; fazla dağıttıklarını düşünmüş olacaklar ki derhal ortalığı toparlamaya girişiyorlar. Keşke öyle bıraksalar, kağıtlar, kitaplar, içecekler arasında tam bir öğrenci ortamı çünkü…
Osman Dinçbaş tam zamanında gelip (toplama işlemi biter bitmez) katılıyor bize. Öğrenciler için çok önemli bir isim, kulübün kurucularından çünkü. Hala da yönetim kurulunda adı var Dinçbaş’ın. Bir salona bakıyor, sonra birer birer öğrencilere… Sonra “uzun yıllar oldu” diyor. “ Burada bir yılbaşı partisi batırmıştık, ama sonra nisanda bir bahar partisi yaparak rövanşını aldık.” Gençler pek gülüyorlar buna, olay çok tanıdık geliyor belli ki…
İşletme kulübündeki masanın başına Osman Dinçbaş geçiyor, gençler de etrafını çevreliyorlar. Ortaya işte böyle bir röportaj çıkıyor. Bence en çarpıcı değerlendirmeyi de yazının başındaki sözleriyle Uğurcan Aksoy yapıyor.

Neden denetçi oldunuz?
Mezun olacağım sene, Ernst&Young, Türkiye’de ofis açmaya hazırlanıyordu. O zamanlar Big 4 değil Big 8 vardı. Benim ilgimi en çok, yeni gelen bir yabancı şirket olması geçmişti. Boğaziçi’ne geldiler, eleman arıyorlardı. Arman Hoca (Manukyan) tavsiye etti. Geldiler bir sınıfta mülakat yaptılar ve 6 kişiyi aldılar.

Öğrenciyken çalıştınız mı?
Ben İzmit’liyim. Ailem hala orada. Babamın toptancı bir bakkal dükkanı vardı. Orada çalışıyordum. Şeker çuvalının kaç kilo geldiğini bilirim.

Siz öğrenciyken İşletme Kulübü’nde yönetim kurulu üyeliği yaptınız. Sosyal bir insansınız. Bu yönünüz ve Boğaziçi Üniversitesi’nde kazandığınız değerler, ileriki yaşantınızda size ne kazandırdı?
Osman Dinçbaş: Bu okulun enteresan bir kültürü var. Başka üniversitelerin işletme fakülteleriyle kıyaslanınca ders yükü daha hafif görünebilir. Ama bizim en büyük avantajımız, iş hayatına atıldığımızda ortaya çıkıyor. Başka bir okul mezununa genç ve deneyimsiz diye ‘sen sıranı bekle’ diyebilirler. Ama biz burada inisiyatif kullanma becerisi kazanıyoruz. Sizler bu kulüplerde kendinizi geliştirmek adına yatırım yapıyorsunuz. Bu güneşli havada dışarıda olmak yerine buradasınız. Yönetici olduğunuzda, çok önemli bir şeyle karşılaşacaksınız. İş hayatında yükseldikçe, sosyal niteliklerinizin önemi artıyor. Bence Boğaziçi Üniversitesi’nin katkısı burada ortaya çıkıyor.

Peki okurken bu avantajın farkına varmış mıydınız?
Ben 1984’te mezun oldum. O zamanki üniversitelerle kıyaslandığında biz farklıydık zaten. Ama işe girdiğiniz ilk yıl bunu daha iyi anlıyorsunuz…

 Denetçiler şirketlere genellikle soğuk gelir. Sosyal yönünüz bu konuda size yardımcı oldu mu?
Batıda denetçileri severler ama bizde aynı şey pek geçerli değil. Hele benim başladığım dönemlerde hiç iyi karşılanmıyordu. Şirketler, okuldan daha yeni mezun olmuş bir denetçiyi çok genç buluyorlardı, bilgi vermek istemiyorlardı. Bir yandan da her şeyi bilmesi gereken gençlerdik biz. Bazıları Özal’ın prensleri diye bakıyordu hatta. Ama denetçilik, bu sektördeki işlerden çok farklıdır, çok çalışırsınız, bunu şimdiden söylemem lazım. Bilmiyorum aranızda bu işi hedefleyenler var mı?
(Eda Şen: (3. sınıf) ben düşünüyorum.)
İlk yıl “ben buraya nereden düştüm. Herkes çok şey biliyor, ben daha yeni başladım, ben BÜ’yü bunun için mi bitirdim” diyorsunuz. Ama bir yıl içinde 10’dan fazla sektör, 15’ten fazla şirketi kimsenin görmediği derinlikte görme şansınız oluyor. Bunu başka hiçbir alanda yakalayamazsınız. Çünkü oudit işinde önce asistan olarak başlarsınız. Ve ilk yıl BÜ’deki arkadaşlarınızla düzenli olarak görüşmeler ayarlarsınız, bunun da sonsuza kadar böyle devam edeceğini sanırsınız. Ama etmez. Sizin hep çok fazla işiniz olur. Bir araya geldiğinizde bankacı olan arkadaşınız kendi işinden, sigortacı kendi işinden, finans departmanında çalışan arkadaşınız da kendi işinden bahseder. Oysa siz bütün işlerden bahsedersiniz, çünkü hepsi hakkında çok fazla şey öğrenmiş olursunuz.

Peki Ernst&Young’a girdiğinizde yani asistan olduğunuz dönemde “ben bu şirketin genel müdürü olacağım” diye kendinizi gaza getirdiniz mi?
Yok hiç kendimi gaza getirmedim. Zaten öyle düşünecek zamanınız olmuyor. Sadece kendinizle savaşıyorsunuz. Ama bakın arkadaşlar, bu işte başka işlerde olmayan çok iyi bir özellik vardır; kendi çabanızla yükselirsiniz. Bu işte kimsenin torpilli bir yakını sizin tepenize inmez, böyle bir şey mümkün değildir. Başarırsınız ve yükselirsiniz. Girdiğiniz şirketin sahibi olma şansı ancak bu işte vardır. Elbette farklı bir ortaklıktır bu. Hisseler devredilemez, satılamaz ve emekli olup şirketten ayrılırken şirkete hisseleri geri verirsiniz. Sizden sonra kim hak etmişse hisselere o sahip olur.

Bu süre kaç yıl alıyor? Hangi aşamalardan geçiyorsunuz?
Bakın bu da çok güzel bir konu. Sadece bu meslekte size ilk günden kaç yıl sonra nerede olacağınız söylenebilir. İlk yıl zordur ve asistan olarak başlarsınız. 3. yılın sonunda sinior olursunuz. 6. yılda manager olmanız gerekir. Bu pozisyon da 3-4 yıl sürer. Arkasından sinior manager olursunuz. Burası, artık partnerliğe hazırlık dönemidir. 3-4 yıl sonra da partner (ortak) olursunuz.
Tüm bu süreçlerdeki geçişler, çok detaylı bir performans inceleme yöntemiyle olur. Yıl sonunda performansınız değerlendirilir ve tıpkı sınıfta kalmak ya da geçmek gibi bir üst seviyeye geçersiniz. Genellikle geçemeyenler bu işin kendilerine uygun olmadığını düşünüp başka yerlere transfer olurlar. Ve çok da iyi şirketlerde iyi pozisyonlarda çalışmaya başlarlar. Bizler, özellikle yabancı şirketler için iyi birer finansçı kaynağıyızdır.

BÜ’deyken üç kulüpte birden rol almışsınız. Bu çok hareketli bir sosyal hayat demek. Peki derslerin yoğunluğuyla bunu dengeleyebildiniz mi?
Hayır. Ben süper bir öğrenci değildim. Ama zaten denetçilikte bu şart değil. Ben de birini işe alırken, notlarına bakmam (tabii 2’nin altında değilse). Ben, öğrencinin o dört yılı nasıl değerlendirdiğini görmek isterim. Kulüplerde bulunmanız önemli. Stajı nerede yaptığınız, hayatta ne yapmak istediğinizi gösterir. Her yıl stajınızı aynı yerde yapmanız pek iyi olmayabilir.

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Etiketler
Etiket eklenmemiş
Bu haber için oy ver
3.33